İlk kez 20. Yüzyılın başlarında görülen deney ve gözleme dayanan bilimsel yöntem, psikoloji alanında davranışçı kuramla birleşmiştir. Davranışçılık, uzun bir zaman psikanalizin etkisi altında kalmış ve başlı başına bir alan çalışması şeklinde kendini gösterememiştir. 20. Yüzyılın ortalarına doğru bu etkiden biraz daha ayrılarak kendini göstermeye başlamış olup, modern bilimsel yöntem üzerinde önemli etkileri olmuştur. Ortaya çıktığı ve üzerine yapılan çalışmalar nedeniyle tüm dünyada farklı şekillerde çalışma prensipleriyle birleştirilmiş olup farklı şekillerde ele alınmıştır. Hem döneme önemli izler bırakan Nazizm ve Faşit ideoloji olsun, hem devamında ABD ve Sovyet Rusya’da da çalışmalar yapılmıştır. Davranışçılık üzerine yapılan çalışmalardan en önemlisini Pavlov gerçekleştirmiş, çalışmanın konusunu klasik koşullandırma üzerine oluşturmuş ve köpeklerin sindirim sistemini kullanarak bu çalışmayı tamamlamıştır (Türkçapar M. Hakan, Sargın A. Emre; Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler: Tarihçe ve Gelişim 3-5).

Genel Olarak Bilişsel Davranışsal Terapi

Klinik çalışmalarda ve deneysel davranışçı kurama gereken uyumun gösterilmemesi ve davranışçılığın açıklanamaması nedeniyle bilişsel model ortaya çıkmıştır. Bu hususta davranışçılığın etkisini azaltan en önemli etmenlerden biri hayvanların herhangi bir davranışı tekrar etmeksizin öğrenebildiklerinin görüntülenmesidir. Ancak davranışçı teoriye göre pekiştirme şartı öğrenmenin esas odağıdır. Tolman’ın yaptığı fare deneyi üzerine herhangi bir pekiştirme söz konusu olmaksızın labirentin içine bırakılmıştır ve labirentte gezinen farelerin gelişigüzel şekilde gezinmesiyle birlikte aynı zamanda da labirentin yapısına ilişkin bilişsel haritayı da zihinsel şekilde öğrenmektedirler (Tolman 1948).

Zaman içinde davranışçılığı arka planda bırakan bir diğer etmen de geçen zamanla birlikte hız kazanan bilimsel çalışmalardır. Bilişsel bakışın psikoloji alanında yer edinmesi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte bilginin işlenme süreci de değişim göstermiştir. Bunun yanı sıra davranışçılık, 60’lı yıllarda psikoloji dünyası için arz ettiği önem 70’li yıllardan itibaren bu saygınlığını yitirmeye başlayarak bilişsel kuram üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Bu alanda psikolog George Kelly’nin geliştirmiş olduğu kişisel yapılar kuramı, bilişsel yapıların öne çıkan nedenlerinden ötürü önem kazanmaktadır. Diğer insanlara ilişkin kuramlar ya da belirli öngörülere ilişkin geliştiren kuramlar, diğer insanlara uygulanarak kontrol edilmeye çalışılır ve zihnimizi doldurduğu söylenirdi. Kişisel tüm kuramlar yapılar sisteminin bir parçasını oluşturmakta kişinin belirli bir zamanda bu ikisi arasında bir yerde yer aldığını ifade ederdi (Hjelle, 1992).

Bilişsel Terapi

1960 yılında T. Beck tarafından temelleri atılarak ruh ve sinir sağlığı için önem arz eden bir çalışama alanı olan bilişsel terapi, bilimsellik kazanması ve kabul edilebilir olması için yapılan denemeler sonucunda kanıtlanması gerektiği için bu teknikle zaman içinde birçok çalışma yapılmıştır.  Temel amacı ve kullanılış yapısı incelendiğinde bilişsel davranışçı tedaviye benzediği görülmektedir. Günümüze kadar farklı şekillerde gelişim ve değişim göstermiş olup problemlere uyarlanan Bilişsel Davranışçı Terapi, bugünkü haline geldiğinde revize edilmiş ve bilişsel sistemde terapist kişinin inanç ve düşüncesinde değişiklikler yapılması için çalışma alanı haline gelmiştir. Dil, din, ırk, cinsiyet, yaş, sosyoekonomik düzey ve gelir düzeyi gibi birçok kategorideki insana uyarlanmış ve sonuçlar vermiştir (Judith S. Beck, Cognitive Behaviour Therapy Basics and Beyond).

Bilişsel Davranışçı Terapi’nin tedavi olarak kullanılan ve etkin bir tedavi yöntemi olduğunu da ortaya koymuştur. Bilişsel açıdan bakıldığında da hastaların düşünce akışlarına yönelik duyguların eşlik ettiği saptanmıştır. Bunun yanı sıra bilişsel davranışçı terapi, sorun çözme becerileri üzerine yapılan çalışmalarda, sorun çözme yetisi odaklıdır. Kişinin yaşadığı durumu değerlendirme altına alırken duygu ve davranışlarda da değişiklikler yapacağına inanılmaktadır. Teröpatik çalışma bilişsel davranışçı terapi için elzem niteliktedir. Çünkü bir terapistin terapi sürecine başlaması için bilişsel iknanın olması gerektiği bilinmektedir ve bunun için de danışan ve terapistin uyumlarının da göz önünde bulundurulması gerekir. Terapötik ittifakın kurulmadığı bir hususta yapılan çalışma sonucunda elde edilen verilerin de sağlıklı veriler olduğunu söyleyebilmek zordur. Bu nedenle de işbirliği ve güven önem arz eden hususlardır (Beck, a.g.e.).

Tedaviye Genel Bakış

Danışanın rahat ifade edebildiği ve hissedebildiği durumlarda görüşmenin sonucu daha verimli olmaktadır. Gereken ittifakın sağlanarak verimli bir çalışma elde edebilmek, tedavi boyunca kararın tek yönlü izdüşüm içermemesi ve alınan kararlar sonrası dönütlerin sağlanması gereklidir. İletişim açısından değerlendirme yapıldığında yalnızca sözlü iletişimin olması yetersiz bir tanım olur. Danışanın jest, mimik, vücut hareketleriyle, diğer bir ifadeyle beden dilinden ne anlattığını anlamak ve bunlara da kendimizi ifade edebilecek şekilde karşılık vermek gerekir. Tedavinin genel amacı terapideki tüm süreci danışan açısından anlaşılabilir kılmaktır. Bu açıdan, terapi süreci boyunca danışanın süreçle ilgili edindiği bilginin öğretilenle tutarlı olması gerekir. Bu husustaki eksiklik ve belirsizlikler danışan açısından tedirginlik oluşturabilecek niteliktedir. (Beck, a.g.e.)

Bilişsel davranışsal terapide danışana yüklenen ödevler de önemli bir yer tutmaktadır. Öncelikle ödevler belirsizlik içeren ve danışanın kafasında soru işaretleri yaratan noktalarda konunun danışan tarafından pekiştirilmesini ve konuya hakimiyetini sağlar. Bunun yanı sıra danışanın terapi seansına kadar hazılanmasını ve sürece olan hakimiyetinin artmasını da destekler. Ödevlerin konuyla olan uyumu danışanın olumsuz nitelikte düşüncelerinin önüne geçmekte ve aynı zamanda da konuyla ilgili daha detaylı bilgi olmasını da sağlar (Beck, a.g.e.). Bilişsel açıdan tekrar öğrenmeyi destekleyen bu davranış, danışan açısından konunun daha net şekilde anlaşılmasına ve benimsenmesine de sebebiyet verir. Davranışlar çalışmalar ve ödevlerin danışan üzerinde pekiştirme hususunda önemi büyüktür.

Bilişşsel Davranışsal Teoride Temel İlkeler

Bilişsel davranışsal teoride yapılan çalışmaları farklı başlıklar altında incelemek mümkündür. Bu kategorizasyonu yapmanın esas amacı, çalışmaların daha iyi yorumlanmasını ve anlaşılmasını sağlamaktır.

Vaka Formülasyonu

Klinik tablo uyarınca hazılanan çalışmalarda değişkenliğe tabi olan hususlar, terapinin sonuna kadar aktif şekilde kullanılıyor olması önemli hususlardan biridir. Bu formülasyon sayesinde niteliğe haiz olacak vaka formülasyonunda işlevi olacak husus psiko-eğitim ve terapidir. Bieling ve Kuyken (2003)’a göre bu duurm kanıta dayanan çalışmalarda önemli bir yeri vardır. BDT’nin birçok teknikleri içerdiğini ve hastaların semptonlarında, o kişiye özgülenen kültürel ve gelişim açılarından bakmada yardımcı mahiyetinde etkisi olduğunu savunurlar. Kendal ve arkadaşları (1999),  vakıa çalışmasında tüm bu teniklerin boğulmak üzere birinin oksijeni şeklinde tanımlarlar. Bilişsel davranışçı teori ve aynı zamanda da terapiyi teknik ifadelerle açıklayabilmek amacıyla mecazi anlatımdan faydalanarak açıklamalarda bulunmuşlardır. Kuyken ve arkadaşları (2008) da vaka formülasyonunun açıklanması amacıyla tıpkı bir klinik pusula niteliği taşıdığını söylerler.

BDT’nin kapsadığı temel kavramların harita-pusula mecazı ile anlatıldığı ifadelerde, bilişsel davranışçı terapinin kılavuzu olan bir keşif eşliğinde kat edilen yol şeklinde ifade ederler. Terapi süreci de bir yolculuğa benzetilmekle birlikte, yolu yürümesi gereken kişinin de hasta olduğu benzetmesini sunarlar. Tüm bu süreçte terapist yürünecek yolu bir kılavuz gibi tarif eder ve bu zahmetli yolculukta kılavuzun gösterdiği yol haritası da tedavi sürecinde uygulayacağı tedavileri simgeler. Bu açıdan formülasyon, kişinin hastalığı şeklinde değil de kendisine odaklanmaktadır. Eğer ki durum böyle olmasaydı söz konusu her hastalık açısından bilişsel tablolar yeterli olacak ve klinik tanı, kişinin yaşadıklarından bağımsız bir şekilde sınırları ve kaynağı belli halde olurdu. Freeman ve Dattilio (1992), yalnızca terapist tiplemelerini değil, klinisyen terapist ve vaka formülasyonuna da ihtiyaç olacağını ifade etmişlerdir.

Belirtmek gerekir ki, BDT uygulanmasında en çok ihmal edilen nokta üzerine çalışma yapılmış, hastayla işbirliği halinde geliştirilen ve aynı zamanda da problemin niçin devam ettiği hususunda tedavi göreni ikna edebilecek yetiye sahip olması gereken vaka formülasyonun varlığı elzemdir. Bu noktada belirtilmesi gereken en önemli nokta da hastaya bakılıp incelenerek dün ve bugün arasındaki bağlantının kuvvetli şekilde kurularak çevre faktörünün de göz önünde bulundurulması olur (Görmez, 2016).

Formülasyonun Temel Amacı

BDT için koşulların uygun olduğu zamanlarda uygulanması gereken ilk işlem problem üzerinden formülasyonun gelişmesini sağlamaktır. Yeterli bilginin elde edilmesiyle birlikte davranış ve duygular arasında ilişki ve etkileşim ön plana çıkar. İyi bir formülasyona ulaşmak amacıyla gerekli ve önemli bilginin büyük bir hassasiyetle ayrılması gerekir. Kolayca anlaşılabilecek şekilde hazırlanması gereken formülasyon, danışanın kapasitesini de aşmamalıdır. Söz konusu problemi özetleyecek şekilde bir çalışma taslağı hazırlayıp rasyonel bir çalışmanın sağlanması gerekir. Terapötik müdahalenin odağı ve içeriği, vakanın formülasyonu tarafından belirlenerek tüm bilişsel terapi planlaması nihayetinde BDT uyarınca açıklanmasını içerecek şekilde ve fiziksel tepkilerin üzerinde çalışıldığı alana yönlenir (Görmez, 2016). Bilişsel işlevin geçerliliği, aktif şekilde test edilecek davranışları ortaya çıkarmak için hazırlanır ve daha verimli düşünce şeklinin ön plana çıkmasında da yardımcı olarak düşünce yollarının gelişmesinde katkı sağlar.

Bilişsel Davranışsal Teknikler

1. Sorgulama

BDT’de sorgulamanın amacı, duygulardan hareketle düşüncelerin açığa çıkmasını sağlamakdır. Danışanın duygusal bağlamda bir değişiklik olduğu fark edildiği zaman kullanılır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken nokta soruların amaçla bağlantılı şekilde, merak eğilimini arttıracak şekilde yönlendiricilik içermesi gerekir.

2. Dıştan İçe İlerleme

Temel inançları belirlemek suretiyle temel inançla bağlantılı olduğu düşünülen düşüncenin belirlendiği süreçte uygulanması mümkündür. Terapist, bu noktada danışanın otomatik düşüncesinin doğru olduğu yönünde varsayımda bulunarak bu düşüncenin onun için neyi ifade ettiğini sorar ve çalışma bu şekilde devam eder. Bu durumda dikkat edilmesi gereken nokta ise salt otomatik düşüncenin anlamını sormak, doğrudan doğruya bilgiye götürmesi beklenemez.

3. Düşünceleri Kaydetme

Bu yöntemin amacı, otomatik düşüncelerinin ne şekilde ne hangi zamanda meydana geldiğine yönelik kazanmadır. Problem durumlarında ortaya çıkmakta ve birbiriyle ilintili varlıkların ortaya çıkmasında söz konusu olur. Böyle durumlarda terapist, danışana ev ödevi halinde çalışma sunar ve uygun süre içinde ortaya çıkan düşüncelerine yönelik geri dönüşler almak ister. Bu hususta dikkat edilmesi gereken nokta ise çok sık kaydedilmesidir.

4. Davranışsal Deneyler

Davranışsal deneylerin esas amacı, hatalı bilişlerin değiştirilmek suretiyle elde edilmesidir. Hatalı bilişler, seçenekli davranışlarla birlikte esnetilmesi mümkün olan hallerde uygulama zamanı bulur. Danışana hatalı bilmesi nedeniyle uygun bir şekilde ödev verilerek gerçekleştirilir ve bu noktada önem arz eden husus ise danışanın üstesinden gelebildiği ödevlerin verilerek öncesinde de yeterli bilgilendirmenin yapılması gerekmektedir.

5. Aktivite Çizelgesi Yapma

Herhangi bir nedenden ötürü danışanın motivasyonu düştüğünde danışana verilen görev nihayetinde günlük etkinlik çizelgesi yapmasına yardımcı olarak danışanlar açısından ortaya çıkan depresif semptonlar belirdiğinde veya herhangi bir zaman ihtiyaç duyulduğunda yapılır. Öncelikle danışanın günlük aktivitelerini kayıt altına alması gerekir. Bunun yanı sıra terapistle birlikte daha da işlevsel nitelik kazanabilecek düzenlemelerin de planı yapılarak oluşturulur. Aktivite çizelgesi yaparken dikkat edilmesi gereken nokta danışanın faydalı sayılabilecek aktiviteleri yapması ve yapmaktan imtina etmeyeceği etkinlikleri gerçekleştirmesi gerekir.

6. Aşamalı Görevler Oluşturma

Aşamalı görev oluşturmanın esas amacı, danışanın yapacağı işleri bölümlere ayırarak bu görevleri daha yapılabilir ve ulaşılabilir hale getirmektir. Danışanın gerçekleştireceği her nevi görev veya işi danışan tarafından zor, imkansız veya sıkıcı olarak algılamaya başladığında yapılmaya başlanır. Planlanan herhangi bir iş ya da görev danışanca zor algılanmaya başladığında gerçekleştirilir ve bunula ilgili hedefe ulaşma amacıyla ayrı ayrı odak noktaları oluşturulur. Bu konuda dikkat edilmesi gerekli husus ise, hedefe ulaşmak için ortaya konan basamakları, ilk aşamadan başlayarak diğerlerine nazaran daha ulaşılabilir ve gerçekleştirilebilir kılmaktır.

7. Atılanlık Eğitimi

Atılganlık eğitiminin esas amacı, danışanın diğer kişilerin sosyal ve kişisel sınırlarını ihlal etmeksizin kendi haklarını savunucu ve yapıcı şekilde koruyabilmesine yönelik becerilerini öğretmek ve bu doğrultuda davranışlarını geliştirmeyi sağlamaktır. Psikolojik danışma süreci boyunca danışanının eylemlerini daha uygulanabilir hale getirme amacı taşır. Atılganlık eğitiminin uygulama şekli ise, girişken davranışın sınırları ve yararları hususunda bilgilendirme yapılarak basamaklı bir şekilde örnek olayla birlikte nasıl gerçekleştirilebileceğini ortaya koymaktır. Bu hususta dikkat edilmesi gereken nokta ise, danışanın kendi başına küçük adımlar atabileceği kendi başına üstesinden gelebileceği noktalarda yönlendirici ve bilgilendirici olunmasıdır. Danışanın gerçekleştirdiği hareketlerde terapistin yönlendirmeleriyle birlikte gönüllülük esastır.

8. Problem Çözme

Problemin netleştirilerek danışanın çalışmak istediği diğer seçeneklere tepkisinin neler olacağını işlevsel olmadığı noktasında bulguları değerlendirmek ve bu konular üzerine yoğunlaşmayı amaçlayan problem çözme, yalnızca belli bir safhada sınırlı olmayıp, psikolojik açıdan danışma süreci ve aynı zamanda da geçiş evrelerinde uygulanabilmesi mümkündür. Problem yaşadığı zamanlarda danışana neler düşündüğü ve bunları aşmak amacıyla neler denediği sorulur ve bu sorunları çözmesi için farklı alternatifler önerilir. Danışanın üzerinde çalışmayı dilediği konular net bir şekilde belirlenerek bu alanlar üzerine yoğunlaşılması gerekir.

9. Zihinde Canlandırma

Düşünceleri hayal kurma yoluyla ortaya çıkarmaya yarayan zihinsel canlandırma terapistin, danışanın düşüncelerinin neler olduğunu belirleme konusunda zorlandığı zamanlarda uygulanır. Sorun yaşanılan durumlara ilişkin olarak duyguların harekete geçirileceği zamanlarda ortaya konan duyguları gözlemleyip olayla ilişkilendirilir.

Terapi Seansları ve Bilişsel Kavramlaştırma

Terapi seansları, BDT’de bilişsel kavramlaştırma ve formülasyon sürecini ifade eder. Formülasyon, danışanın problemini kendini ifade edebileceği ve problemi anlayacağı şekilde net bir ifadeye dönüştürülmesidir. Danışanın teşhisi, tespit ettiği sorunlar ve aynı zamanda da bu sorunlarla nasıl başa çıkabileceği, beklentileri gibi durumlar yönelik teşhisler konur (Beck, a.g.e.). Danışanla terapi sürecinin başlamasıyla beraber terapistin güncellenen farklı teoremlerinin olması önem arz eder.

1. Değerlendirme Seansı

Doğru formülasyonun sağlanmaması halinde tanı ve tedavi protokolü de yanıltıcı olacağı için ilk olarak değerlendirmenin doğru olması gerekir ki doğru formülasyon elde edilebilsin. Genel olarak değerlendirme seansı incelendiğinde şunlardan oluştuğu görülür: Kavramsallaştırma, terapötik birliğin sağlanması, seans zamanlarının tespit edilmesi, tedavi için danışanın gereken motivasyon ve adaptasyonun sağlanması, sorunun tespit edilerek hedefin belirlenmesi bu doğrultuda geri bildirimin sağlanması (Beck, a.g.e.). Danışan önceden bir terapi almışsa, bunların raporları talep edilebilir. Terapiye başlamadan önce danışanla ilgili bilgi sahibi olunmaya başlarken, danışan tarafından ifade edilen şikayetler, tetikleyicilerin neler olduğunun tespiti, başa çıkmada kullanılan stratejilerin belirlenmesi ve kişinin psikiyatrik geçmişi hakkında bilgi edinmek büyük önem arz eder.

2. İlk Terapi Seansı ve Yapısı

İlk terapi seansına başlamadan önce değerlendirme yapılırken elde edilen bilgilere bakılması gerekir. Bu bilgiler doğrultusunda tedavi protokolü hazırlanır ve danışanın tedavi süresince seans aralıkları da bu şekilde belirlenir. Gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra danışan için hedefler oluşturularak bu doğrultuda gündem belirlenir ve bu sayede de danışan belirli bir programı takip edeceğini bildiği için kendini daha rahat hisseder. Bu nedenle seanslardan sonra danışana neler öğrendiği ve kendini nasıl hissettiğine yönelik yöneltilen sorularla güncellemeler yapılır. Bunun yanı sıra seansın sonunda verilen ödevler de danışan için gereklidir, ancak bu ödevler danışanın yapabileceği düzeyde ayarlanması gerekir ki başarısızlığın yaşanmaması önemlidir (Beck, a.g.e.). Ödevlerin devamında yapılan geri bildirimler terapinin ne doğrultuda devam edeceğini göstereceği için her seans sonunda verilen ödevler danışan için önem taşır.

3. Davranışsal Aktivasyon

Birçok hastalıkta ve özellikle de depresyon hastalarında olmak üzere önemli bir yer tutan davranışsal aktivasyon, hasta tarafından azalan zevk kaybı ve ilgiyi toplama amacı taşır. Sürekli televizyon izleme veya yataktan çıkmama isteği en bilinen örnekler olmakla birlikte, bu kişilerin içindeki bulundukları durumu değiştirebileceklerine dair kendilerine cesaretleri ve güvenleri yoktur. Bu kişilerin durumu değiştirebileceklerine dair cesaretlendirerek bu yönde çaba göstermesi sağlanır. Böylelikle kişiler inanç ve düşüncelerini bir nebze daha kontrol altında tutarak duygularını daha iyi biçimde ifade edebileceklerdir (Beck, a.g.e.). Davranış aktivastonunun olmadığı durumda danışanın yetkinliğinin azalması ve keyifsizliğin artması nedeniyle işlevsiz düşünce ve duygusal sorunlar ortaya çıktığı için danışanın motivasyonun sağlanması terapi için önemlidir.

4. Seans ve Devamı

Genel olarak 2. seans ve devamındaki seansların biçim ve yapısı birbiriyle aynıdır. Seansı yapısı, gündeminin belirlenmesi, güncelleme yapılması, ödev kontrolünün sağlanması geribildirim ve özetten oluşur. Birinci seansın ardından danışanla yakınlığın yeniden  kurulması, terapilerin daha verimli olması açısından önem taşır. Terapiler arasında geçen zamandan sonra danışan tarafından söylenen verilerin kontrolü de sağlanmalıdır (Beck, a.g.e.). Danışanla birlikte ortaklaşa karar verilerek gündem oluşturulması gerekir ki verimli bir bilişsel davranışsal terapi için önemi büyüktür. Bunun yanı sıra her terapi bir önceki terapide neler olup bittiği de görüşülmesi gerekir. Anlatılanlar üzerinden olumlu yönlerin üzerinde durularak gereken motivasyon sağlanmalıdır.

5. Terapi Seansını Yapılandırmayla İlgili Sorunlar

Ortaya çıkan sorunlar ekseriyetle yapılandırma seanslarında görülür. Söz konusu ortaya çıkan sorunlara bakıldığında ilk neden terapistin bilişleri olabilmektedir. Terapistin tecrübesi olması ya da ortlama bilişsel davranışçı terapi prosedürü doğrultusunda çalışıyor da olabilir. Bunun yanı sıra hastanın sözünü kesmek de danışanın dikkatini dağıttığı ve terapinin verimli geçmesini engelleyecek düzeyde olması da görülen bir diğer sorundur. Hastayla iletişim kurmada yaşanan sorunlar ve hastanın tedaviye olan bakış açısı, tedaviye çarpık bir düşünceyle yaklaşımda bulunması da görülen diğer sorunlardandır. Tedavi görenin terapideki isteksizliği de söz konusu olabilir (Beck, a.g.e.).

6. Otomatik Düşüncelerin Belirlemesi

Bilişsel model uyarınca, bir kişinin olaya karşı yaklaşımı ve olaya ilişkin dönütleri ve aynı zamanda olaya ilişkin edindiği tecrübeler, olaya ilişkin yaşadığı duygular karşısında illiyet bağı içinde ihtiva eder. Olaya özgü biçimde ortaya çıkan otomatik düşünceler, genellikle düşüncelerimizin farkında olmadığımızda ortaya çıkar ve kişide bıraktığı duygu da ön plana çıkarak kendini gösterir. Otomatik düşünce danışan tarafından algılanmış olsa dahi kişide oluşturduğu izlenim neticesinde sorgulanmadan kabul edilecektir (Beck, a.g.e.).

7. Duyguların Belirlenmesi

Esas itibariyle yaşamımızda ve terapi seansında büyük bir öneme sahip olan duygular, olumsuzluk içerdiği hallerde kişinin amaca ulaşmasını engeller. Danışanların duygularından kaçtığını tespit edebilmek ve bu hususta müdahale etmek önem arz eder. Bu açıdan, terapistin, danışana destek olması ve duygularıyla yüzleşmesi için yardımcı olması gerekir. Kimi zamanlarda danışanlar birtakım duyguları tanımlamakta ve adlandırmakta zorluk çekebilirler. Daha ötesi, çarpık düşünce biçimine sahip kişilerin duygularını ifade etmede zorlandıkları da görülür. Bunun yanı sıra çarpık düşünme şekli değerlendirilerek hastaya düşünceleri sorgulanması suretiyle düşüncelerini sorgularayak tanımlayamadığı düşüncelerini adlandırmasına yardımcı olunur. Sorgulama bilincine sahip olan hastalar zaman içinde ne tür duygular hissettiğini anlayıp ifade edebilecek hale gelirler.

8. Otomatik Düşüncelerin Değerlendirilmesi

Danışanlarda  görülen düşünce çoğunlukla normal insanlarda görülenden daha fazla olmasından kaynaklanan bir farklılık görülmektedir ki tedavi görenler, düşüncelerini olduğu gibi kabul ederler. Bu nedenledir ki düşüncelerini terapistin öngörmeye çalışması önem taşır. Terapi esnasında da birçok düşünceye sahip olan hastalar bu düşüncelerini farklı şekillerde ortaya çıkararak terapiste yansıtır. Bu esnada yargı içeren herhangi bir düşüncenin hastaya yansıtılmaması gerekir. Zıt düşünceler ve ifadeler taşıyan cümlelerle hasta düşünmeye ve farklı fikirleri kabul etmeye teşvik edilebilir. Bu doğrultuda aktarılan veriler hasta için olumsuzluğa yol açıyorsa bu durumun gerçekçi verilerle desteklenerek açıklanması gerekir  (Beck, a.g.e.). Bunun yanı sıra hastadaki durum kontrol altında tutularak terapistin teröpatik yaklaşımda bulunması ise terapinin ilerlemesi için gereklidir.

9. Otomatik Düşünceleri Yanıtlama

Terapi esnasında hastaların otomatik düşünceleri kayıt altına alınarak tespit edilebilir. Düşüncelerin yakalanması ve değerlendirilmesinin nasıl yapılacağı konusunda hastanın bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Böylelikle zaman içinde hastanın otomatik düşünceyi yakalayarak düşünce ve duyguları değerlendirme konusunda önemli yollar kat ettiği görülür. Bununla birlikte bu duygu ve düşüncelerin makul şekilde değerlendirme ve objektif şekilde yanıtlanması için hastayla beraber çalışılması gerekir.

10. Ara İnançları Belirleme Ve Değiştirme

Ara inançlar tutum, kural ve varsayımlardan oluşur. Hastanın terapide ortaya çıkardığı hususlar kavramsallaştırılarak ortaya konmalıdır ve özellikle de hastanın geçmiş yaşamında edindiği tecrübeler ve hastanın zihninde yer edinen olaylar değerlendirilerek ortaya konmalıdır. Çünkü ara inançları belirlerken bu hususlar üzerinde çalışılmaya başlanırsa terapi için o kadar faydalı olacaktır (Beck, a.g.e.).

BDT ve Tedavi Şekli

Bilişsel-davranışçı terapiler her yaştan insan için çalışılmaya uygun olmakla birlikte birebir ya da grup halinde çalışmaya da elverişlidir. Bu terapiyle birlikte bireylerin davranışlarındaki olumlu tutumların artması ve sosyal becerilerinin yükselmesi hedeflenir. Bilişsel-davranışçı terapi teknikleri terapist ve danışan için uygulama becerisi gerektirmektedir. Bilişsel tedavi şekline bakıldığında üç başlık altında incelemek mümkündür.

Anksiyetiyi azaltan terapi çalışmalarında en önemli tekniklerden biri gevşeme eğitimidir.  Terapötik bir araç olarak kullanılmakla birlikte kaygı bozukluğunu büyük oranda azalttığı görülmektedir. Terapide başlı başına kullanılabilmekle birlikte diğer bilişsel-davranışsal tekniklerle birlikte de kullanılabilir. Aynı zamanda da bireysel veya grup şeklinde çalışılabilmesi de mümkündür. Terapinin odak noktası kasları gevşetmeye dayalıdır ve bu şekilde kaygı bozukluğu da giderilebilecektir. Gerçekleştirilen gevşeme egzersizleriyle birlike sinir sisteminin işlevselliği de ön planda olacaktır ve kendini fizyolojik, bilişsel ve davranışsal olarak ortaya koyacaktır (Demiralp, Oflaz, Bilişsel-Davranışçı terapi teknikleri ve psikiyatri hemşireliği uygulaması, 2007).

Bilişsel tedavinin ikinci başlığı olarak duygu ve düşünceleri izleme yöntemi olduğu söylenebilir. Danışanların işlevsiz düşünce ve uyum içinde olmayan davranışlar göstermesine neden olan durumların tanımlanmasıyla ortaya çıkar. Danışanlar için ilk husus, kendi duygu ve düşüncelerini izleme noktasında olmaktadır ki danışanlar bunu gerçekleştirirken işlevsiz düşünceleri için günlük kayıt formu kullanabilir ve terapiler boyunca duygu ve düşüncelerini daha rahat şekilde anlayıp ifade edebilirler. İlk olarak hastalar için durum hakkında bilgilendirici ve açıklayıcı ifadelere yer verilebilir. Ardından somut olaya ilişkin duygu ve duyguların yoğunluğu kayıt altına alınır. Ayrıca duruma ilişkin cevaplar ve otomatik düşüncelere dair açıklamalar da kayıt altına alınır. Bir sonraki aşamada ise danışanın daha somut cevaplar verebilmesi için terapist tarafından cesaretlendirilerek tedavinin olumlu yönde ilerlemesi sağlanır.

Bilişsel açıdan çarpıtma yapan hastalar, genellikle bütün veri kaynaklarına eşit şekilde ağırlık vererek kendi düşüncelerini destekleyen düşünce dışındaki diğer düşünceleri önemsemezler. Bu nedenle, bu hastaların yaşamlarına ilişkin sorular sorarak söz konusu yanlış düşünce eğilimlerini ortaya çıkarmak gerekir. Böylece düşünceler arasında seçenekleri sorgulatarak hastaya kendine en uygun düşünceyi bulması konusunda yardımcı olunur. Bunu yaparken hastaların olayları değerlendirme ve davranışlarını algılamalarını da değiştirip yeniden ele almak gerekir ki hastanın problemi çözmede yaşadığı sorunlar ortadan kaldırılarak hastanın düşünce ve inanışlarıyla ilgili denge sağlanır.

 

KAYNAKÇA

Beck JS. Bilişsel Terapi: Temel İlkeler ve Ötesi. N Hisli Şahin (çev.), F Balkaya, A İlden Koçkar (çev. eds.), Ankara, Türk Psikologlar Derneği Yayınları, 2001.

Bieling PJ, Kuyken W (2003) Is cognitive case formulation science or science fiction? Clinical Psychology: Science and Practice 10 (1): 52-69.

Cüceloğlu D. (1994), İnsan ve davranışı. 4. Baskı. Remzi Kitabevi. İstanbul.

Demiralp Meral, Oflaz Fahriye, Bilişsel-Davranışçı Terapi Teknikleri ve Psikiyatri Hemşireliği Uygulaması Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007; 8:132-139.

Freeman AM, Dattilio FM (1992) Comprehensive Casebook of Cognitive Therapy. Springer Science & Business Media.

Görmez Vahdet, Bilişsel Davranışçı Terapide Temel Kavramlar: Bir Teknisyen Olarak Terapistin Malzeme Çantasına Genel Bakış, 2016.

Hjelle LA, Ziegler D. (1992). Personality theories, basic assumptions. Research and applications. New York. Mc-Graw Hill-Inc.

Kendall PC, Chu B, Gifford A, Hayes C, Nauta M (1999) Breathing life into a manual: Flexibility and creativity with manual-based treatments. Cognitive and Behavioral Practice 5(2):177-198.

Türkçapar H, (2008). Bilişsel terapi: temel ilkeler ve uygulama, Baskı, Ankara. HYB yayıncılık

Türkçapar M. Hakan, Sargın A. Emre, Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler: Tarihçe ve Gelişim, 2011.

Watson JB, Rayner R, (1920). Conditioned Emotional Reactions. Jornal of Experimental psychology 3 (1), 1-14.

http://psikohobi.blogspot.com/2016/04/bilissel-terapi-teknikleri.html (E.T. 21.12.2018).

 

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın