[dropcap]B[/dropcap]ozuk saat bile günde 2 defa doğruyu gösterir. Bilimsel gerçekliğin zeka ile birleştiği harikulade bir söz. Türkiye’nin Afrin Operasyonuna giriştiği bugünlerde Amerikalıların yaptığı “Afrin’e operasyon Türkiye’nin kaygılarını gidermez.” başlıklı açıklamadan sonrada bu sözü kullanabiliriz. Arada da olsa doğru şeyler çıkıyor süper gücün (!) yöneticilerinden. Ne gariptir ki bir kaç gün önce DEAŞ’la mücadelede bi başka terör örgütü olan YPG’yi kendilerine müttefik ilan eden ABD’li yetkililer, tek başına Afrin operasyonunun yeterli olmayacağını da itiraf etmiş bulunuyorlar. Katılmamak elde mi? Ancak bilmedikleri birşey var. Bu daha başlangıç.

Suriye’de olayların patlak verdiği 2011 yılından bu yana Türkiye’nin kaygılarına kulak kabartan ABD ve Avrupa, yanı başımızda terör örgütlerine silah yardımı yaparken (sözde DEAŞ’la mücadele adı altında), Türkiye’nin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturan terör örgütlerine karşı müdahale hakkını sorgulamaya girişmişler. Peki neden?

90’lı yılların başlarında “Soğuk Savaş” döneminin yıkıcı etkisinden kurtulan Avrupa devletleri, 2. Dünya Savaşı’nında yorgunluğunu dindirebilmek için yeniden inşa sürecine hız kazandırdılar. Amerika ise Soğuk Savaş’tan yorgun çıkmasına karşın dünya üzerinde çatışma alanlarının geniş bölgelere yayılması fikri ve silah ekonomisine yön vermenin heyecanı ile kendisine yeni bir düşman edinme çabasına girişmişti. Aslında aranan düşman çokta uzakta değildi.

Batı üretimi “Yeşil Terör”

Dünya üzerindeki çatışma alanları ile ilgili çok detaya inmeden yapılacak alelade bir araştırma sizleri; çatışmaların genellikle dünya üzerindeki yoksul ülkelerde meydana geldiği sonucuna götürecektir. Bu araştırma sonucuna cehalet, para kavgası, gücü yetmeme gibi nedenlerin yol açtığını savunabilirsiniz. Bazı somut deliller sizleri haklı da çıkarabilir. Ancak şu hiç unutulmamalı ki; çatışmadan fayda sağlayan tek taraf çatışma taraflarına silah satan ülkelerdir. Doğal olarak bu da basit bir denklemle kısır bir döngüyü beraberinde getirir. Ne kadar çok çatışmaya taraf olursan okadar çok silah alırsın, ne kadar çok silah alırsan okadar çok fakirleşirsin, ne kadar çok fakirleşirsen çatışmanın galip tarafı olabilmek için okadar çok çalışır silah alırsın.(Bkz: Yunanistan’ın Türkiye ile başedebilme çabası sonucu sürekli askeri harcama yapması ve batma noktasına gelmesi)

İşte tamda yukarıda bahsettiğimiz dönemlerde ABD silah lobisi bir arayış içerisinde kendilerine bir düşman yaratma çabasına girdiler ve de bulduklarında adına “İslami Terör” dediler. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında on yıllar sürecek ve milyonlarca masum insanın hayatına mal olacak bu yeni senaryo, güzel bir kurguya bağlı olarak sürdürülecek ve 11 Eylül 2001 yılında vizyona girecekti.

 

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın