Tarihi kendi içerisinde türlere ayırdığımızda dinler tarihi ayrı bir alt dal olarak incelense de yakın döneme kadar ki dünya tarihinin tamamı dinler tarihi üzerine kuruludur. Çünkü savaşların pek çoğu itikadler üzerine şekillenmiş, insanlar kendilerini ağırlıklı olarak inançlarıyla ifade etmişlerdir. Dini eksenli savaşların yapıldığı tarihlerde savaş ahlakının, sivil dokunulmazlığının seküler dönem savaşlarına göre nispeten daha iyi olduğunu söylemek mümkün. Genelde büyük katliamların yaşandığı dönemlerin seküler veya kişi bazlı ortaya çıktığını müşahede ediyoruz. Bunun en büyük örnekleri ise Moğol istilası ve II.Dünya Savaşı dönemleri. Tarih bize gösteriyor ki Moğollar kendilerini inanç ile ifade etmeye başladıkça zulümleri de azalmaya başlamış. Ancak ne yazık ki II. Dünya Savaşı ve I. Dünya Savaşı dönemlerinde kan, acı ve göz yaşı hiç dinmemiş. Tarihte bu iki savaş seküler savaşlar olarak anılır. Konuya böyle bir girizgah yaptıktan sonra Yavuz Sultan Selim dönemine ait ilginç bir konuyla yazımıza devam edelim.

Yavuz Sultan Selim ve Savaşları

Yavuz Sultan Selim‘in yaptığı savaşlara baktığımız zaman neredeyse hepsi inançla alakalı mücadeleler. İran seferi ve Mısır seferi olarak iki ana grupta toplanabilecek harekatların tamamında dini bir amaç görüyoruz. I. Selim olarak da anılan Yavuz Sultan Selim’in tarihte neden önemli yer kapladığı sorusuna şu üç özet madde ile cevap verebiliriz:

  • İnançları doğrultusunda taviz vermemesi
  • Askeri ve siyasi dehası
  • Devlet kademesinde çalışanlara karşı düşük toleransı

Tüm bunları not düşmüş olduk. İşin ilginç yanı ise Yavuz gibi din konusuna önem veren bir padişah döneminde İstanbul’un yani başkentin hala önemli bir hristiyan nüfusa sahip olması ve bu nüfusa dokunulmamış olması. Peki bu nasıl oldu?

Bütün İstanbul Müslüman Olsun

Yavuz Sultan Selim anlatıldığına göre bütün İstanbul’un müslüman olmasını istiyor ve bu yönde de gerekli bildirimi hristiyan cemaate yapıyor. Ancak hristiyan cemaat Fatih Sultan Mehmed döneminde şehirdeki başka din ve inançlara karışılmayacağına dair ferman olduğunu söylüyor. Selim Han, bunun üzerine gayri müslim topluluktan fermanı getirmelerini aksi takdirde emre tabi olmaları gerektiğini söylüyor. Gayri müslimler ise söz konusu fermanı bulamayınca Zenbilli Ali Efendi’nin kapısını çalıyorlar.

Zenbilli Ali Efendi Çözümü Hemen Buluyor

Zenbilli Ali Efendi, Selim Han’ın tavrını doğru bulmadığı gibi çözümü de hemen üretiyor. Fermana gerek olmadığını, o dönemden yaşayan iki şahidin yeterli olacağını beyan buyuruyor. Bulunan iki eski yeniçeri, Fatih Sultan Mehmed döneminde İstanbul halkının dinlerine dokunulmayacağına dair Devlet-i Ali’nin sözü ve fermanı olduğuna şahidlik ediyorlar ve böylece mesele kapanmış oluyor.  Hadise ile ilgili kaynak için tıklayınız.

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın