Kapamayı unuttuğum ocakta hala kaynamakta olan çayı farkettim.

    Gönlüm elvermedi nice zamandır boşa kaynayışına,bir çay daha doldurayım dedim fakat dem dursa da su,

        ateşin hararetine dayanamayıp latifleşmiş,

çoktan buhar olup uçmuştu.
Suyun kaynadığı kısma gelince,hayli kızmış o an bana ‘su su su’ gibi gelen sesler

çıkarmaktaydı.

Eskiden olsa ‘tıs’lıyor derdim oysa.
Yaşananlar insanı da latifleştiriyor herhalde.
Dalın kırılması gönül sızlatıp,suyun kaynaması yürek burkabiliyor.
Görülenler gösterene,işitilenler izlere dönüşebiliyor…

***
Susuzluğuna su eklerken çaydanlığın,anışlara da anılar ekliyordum.

Onunla birlikte almıştık bu çaydanlığı,nikahımızdan hemen sonra alışverişlerimiz sırasında.
Bakır olsun istemişti ısrarla ve ben neden olduğunu anlamasam da söylerken gözlerindeki ışıltıya
kapılmış,porselen sevdamdan vazgeçmiştim.

Nice gündüzler akşamlar onunla koyu sohbetlerimize şahit olmuştu

bakır ve vakur
çaydanlığımız.

Onun şehadetinin ardından günler sonra eve dönebildiğimde de ilk çığlıklara.

Hala duyduğunu bilerek onunla konuşmalarıma;
özlem dolu sözlerime.
Onu sıkça anışlarıma ki ben onu çok anıyordum.
Dinliyorum belki de.
Evin her tarafında onu anlatanları;
en çok da çaydanlığı…

Fısıldamaya başladı yine,pardon fokurdamaya.
***

Görevden gelmiş.
Salonda oturmuş yine,aklında binbir düşünce,biraz yorgunluk,bariz hüzün ve çokça hatıra.
Yine yaralımız veya şehidimiz varsa hiçbir şey yemek istemeyecek.-Allahım bari bugün olmasın lütfen-
Hazırladığım yemekleri ve çok sevdiği kahvaltılıkları bağrıma basacağım.
Sadece çay içmeye ikna edebileceğim yine.
-Her dalımızdan şüheda fışkırıyor Allahım lütfen-
Ortamıza sehpayı çekip,koyacağım çaydanlığımızı,
hararetini alır diyeceğim.
Kırmayacak.
Anlatacak,anlatacak,anlatacak.
Çayı yudumlarken erkeksi ellerini,bazen soğuk bazen sıcak yanığı yüzünü,
mihr ü mah gözlerini izleyeceğim,özlediğim sesini dinleyeceğim.
Dinleyeceğiz.
Çaydanlıkla.
Ah…

 

Fokurdayan anılar taşmakta ocağa.

Su kaynamış,enginlere sığmazca taşıyor.
Yazıya taşan anılarla,anışlarla ateşi kısıyorum.

 Ne zaman onu ansam yahut dinlesem  tüm hararetime rağmen tuhaf bir serinlik kaplıyor içimi ve içimdeki buhar

yaşlanıp,gözümde ve gözeneklerimde ortaya çıkıyor her dem.
Ve ben O’nu çok anıyorum.
Arama değil bu.

Çünkü biliyorum.

Onun ve bazısı onbeş yaşında bazısı bin yaşında olan silah arkadaşlarının toprağa kan Vatan’a can

veren her yandalığını.

Demirler de erimiyor hırsımdan Atilla gibi.
Fakat onu çok andığım kesin.

Onunla ben de ‘dem ile su’ gibiyiz işte;

tüm acılığımla ve acılarımla demlenmekteyim.
Buhar her yerde ve ocaklar bizim için yanıyor…

***

Çaydanlığı daha fazla zorlamadım.
Yeniden susuz kalmasın diye.
Dinlensin diyerek ateşini dindirdim.

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın