Bu yazımızda sizler için delil sözleşmesi konusunda oldukça detaylı bilgiler vereceğiz. Yazımız da sizin için kaynakça bölümü oluşturduk. Delil sözleşmesi konusunu genel hatlarıyla olabildiğince aktarmaya çalıştık. İyi okumalar…

Genel Olarak Delil Sözleşmesi

Deliller, çekişmeli olan husuların davada olup olmadığına yönelik ispatı sağlayan araçlardır1. Delil sözleşmesi ise bir olayın belli delillerle ispatı hususunda ya da ne tür delillerle ispat edileceği hakkında yapılabilen, bir uyuşmazlıkta tarafların yaptığı anlaşmadır. Doktrinde yer alan ifadelerden biri de İlhan Postacıoğlu’na ait olmakla birlikte, Postacıoğlu’na göre uyuşmazlığın tarafları ispatın gerekli olduğu hususlarda hangi deliller ile ispatlanacağına ilişkin sözleşme yapabilmeleri mümkün olmakla birlikte, bu sözleşme uyarınca ispat yükünün taraflardan hangisine ait olacağı yönünde anlaşma sağlanması hususunda da anlaşabilirler. Ancak Baki Kuru’ya göre, delil sözleşmeleri ve ispat yükü sözleşmeleri birbirinden farklı kavramlar olarak ele alır: Delil sözleşmesinin konusu, bir olayın hangi delil ya da delillerle ispat edileceğidir; ispat yükü sözleşmelerinde ise esas konu ispat yükünün kime olacağına ilişkindir.

Kesin delille ispatın zaruri görüldüğü uygulamalarda, taraflar açısından uygulamanın daha ulaşılabilir olmasını sağlamak amacıyla delil sözleşmesi uygulamaya dahil edilerek taraflar açısından ispat kolaylığı sağlanmıştır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193. maddesinde delil sözleşmesi düzenlenmiş olup türleri, şartları ve geçerliliğine ilişkin durumlarına da kanunda yer verilmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte uyuşmazlığın tarafları delil serbestisinin söz konusu olduğu konularda delillerin nelerden ibaret olabileceğine yönelik anlaşabilme imkanlarının yanı sıra kanunda ifade edilen sadece belli delillerle ispatı mümkün olan olayların delille ya da delillerle ispat edilebileceğini de kararlaştırma imkanına sahiptirler.

Madde 193 (1) Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle isparı öngörülen vakıaların başka delil veya ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülemeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler. (2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir.

HMK 193. maddede görüldüğü üzere delil sözleşmesi mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarla yapılması da mümkündür. Bu nedenle, delil sözleşmelerinin hakim tarafından re’sen göz önünde bulundurulabileceğini de söylemek mümkündür. Delil sözleşmesinin uygulamadaki boyutundan baktığımızda, Yargıtay 07.05.1980 tarih 15-291 E. 1959 K. sayılı kararında ise şu ifadeye yer vermiştir: “…delil sözleşmesi, kesin delil sayıldığından gerek tarafları gerekse mahkemeyi bağlayacağından hakimin görevlerinden ötürü bu hususu re’sen göz önünde bulundurması mecburidir.”

Geçerli bir delil sözleşmesinin dayanağını Anayasa 48. maddeyi de göz önünde bulundurarak değerlendirmemiz mümkündür ki sözleşme hürriyetine esas itibariyle bu maddede yer verilmiştir. Bunun yanı sıra uyuşmazlığın tarafları dilediği gibi delil sözleşmeleri yapma imkanı hukukumuzda yer alan tasarruf ilkesiyle açıklamak da mümkündür. Ancak delil sözleşmesi tasarruf ilkesinin söz konusu olduğu uyuşmazlıklarda uygulanabilmesi mümkünken, hakimin re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda uygulanması söz konusu değildir.

Tasarruf ilkesine bağlı olarak yapılan delil sözleşmeleri belirli hukuki ilişki için yapılabilmesi mümkündür. Hangi hukuki ilişkinin hangi delille ispat edilmesi gerektiğinin belirtilmesi gerekmektedir; sözleşmede yer verilen ‘aramızda çıkacak tüm uyuşmazlıklar tanıkla delil sözleşmesi doğrultusunca ispat edilecektir’ şeklinde yapılan genel sözleşmenin yapılabilmesi de mümkün değildir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2017/30 E., 2018/2734 K. sayılı, 27.06. 2018 kararında delil sözleşmesiyle ilgili şu ifadeye yer verilmiştir: “Yapım İşleri Genel Şartnamesi’ndeki bu düzenlemeler 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 193. maddesi (1086 Sayılı HUMK 287. maddesi) uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olup mahkemece re’sen gözetilmelidir.”

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2018/281 E., 2018/2440 K., 08.06.2018 T. kararında ise delil sözleşmesiyle ilgili şu ifadelere yer verilmiştir: “Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin 40. maddesindeki bu düzenleme 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193. maddesiyle sözleşme yürürlükte bulunan 1086 Sayılı Hukuk Ussulü Muhakemeleri Kanunu’nun 287. maddesi uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olup, taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece ve Yargıtayca re’sen gözetmelidir.”

DELİL SÖZLEŞMESİ TÜRLERİ

Delil sözleşmeleri münhasır ve münhasır olmayan delil sözleşmesi olmak üzere ikiye ayrılır. Her ne kadar doktrinde delil sözleşmeleri ‘kanuni ispatı kolaylaştıran’ ya da ‘kanuni ispatı zorlaştıran’ şeklinde ikiye ayrılmış olup delillerin genişletilmesi ve daraltılması şeklinde ayrıma da gidilmiştir.

Münhasır Delil Sözleşmesi

Söz konusu uyuşmazlığın yalnızca belli deliller aracılığıyla ispatını mümkün kılan sözleşmelerdir. Böylece o hususun başka delillerle ispatı mümkün değildir. Uyuşmazlığın tarafları belli deliller aracılığıyla ispatı öngörülmeyen vakıların da yalnızca belli delillerle ispatlanmasını kabul edebilirler. Kararlaştırılan delil sözleşmesiyle birlikte delil çeşidinin birden fazla olması da mümkün olmasına rağmen hangi delillerlerin delil sözleşmesinde kararlaştırıldığının da belirli ya da belirlenebilir olması gerekmektedir. Bu anlamda delil sözleşmesinin yapılmasındaki amaç, tarafların başkaca delil göstermesini engellemektir.

Münhasır delil sözleşmeleri için verilebilecek örneklerden en önemlilerinin hakem-bilirkişi sözleşmesi olduğu söylenebilir. Böylelikle taraflar, aralarındaki belli olan uyuşmazlık konusunun miktarı ya da niteliklerinin belli kişiler ya da kurullarca tespit edileceğini ve hakemlerce yapılacak tespiti kabul edeceklerini beyan ederler. Daha çok sigorta sözleşmelerinde görülen  bu hususla birlikte zararın mevcudiyeti ve miktarı, iş gücü kaybı gibi durumlar da tespit edilmektedir3. Hakem bilirkişi tarafından hazırlanan beyanların normal bilirkişi raporlarından farklı olarak bağlayıcı niteliğe sahiptir. Eğer taraflardan biri söz konusu raporun gerçeğe açıkça zıt düşmesi halinde raporun iptalini talep edebilir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2015/5320 E., 2016/3358 K., 13.06.2016 T. kararında münhasır delil sözleşmesine şu şekilde yer verilmiştir: “Taraflar arasında düzenlendiği ihtilafsız olan sözleşmenin 5. maddesinde, ürünlerin tesliminde kabul komisyonuna ürünlerin kabul ettirilmesi yükümlülüğünün davacıya ait olacağı, aksi halde ürünlerin yeniden yapılması ve iade hakkının davalıda saklı olduğu düzenlemesine yer verilmiştir. Sözleşmenin 5. maddesindeki bu düzenleme HMK’nın 193. maddesindeki delil sözleşmesi niteliğinde olup taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece re’sen dikkate alınması gerekir. Bir hususun ispatı için münhasır delil sözlşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delil kabul olunmaz. Buna göre, taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar, yani taraflar, delil sözleşmesinde kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler.”

Münhasır Olmayan Delil Sözleşmesi

Bu delil sözleşmeyle birlikte uyuşmazlığın tarafları deliller hasredemez. Bir hususun başka delille de ispat edilebileceğini emredildiği hususun, başka delillerle ispatına da olanak sağlanır. Örneğin, senetle ispatın zorunlu olduğu hukuki bir işlemde taraflarca yapılan sözleşmeyle birlikte tanıkla da ispat edilebileceğine yönelik sözleşme münhasır olmayan delil sözleşmesidir.

Taraflar arasında yapılan delil sözleşmesinin türü hakkında herhangi bir tereddütün bulunduğu durumlarda söz konusu sözleşmenin delil sözleşmesi şeklinde yorumlanması gerekir. Bu durumu değerlendirmek gerekirse, ispat hakkının sınırlandırılmaması ve hukuki dinlenilme hakkı açısından adil yargılanma hakkına uygun düşecek ve tarafları hak kaybına uğratmayacak bir yorum şekli olduğunu söylemek mümkündür.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2012/16301 E., 2014/6551 K., 3.4.2014 T. kararında ise bu konuyla ilgili şu şekilde bir düzenlemeye yer verilmiştir: “Her ne kadar taraflar arasındaki taşıma sözleşmenin 12.3. maddesinde davalı- karşı davacının defterlerinin kesin delil olacağı yönünde münhasır delil sözleşmesi varsa da, bu durumda dahi bir tarafın kendi defterlerinde yer alan bir kaydın doğruluğunu başka delillerle ispatlama hakkının bulunduğunun kabulü gerekir.  Somut uyuşmazlıkta her iki tarafın defterleri de usulüne uygun bir şekilde tutulmuştur. Ancak tarafların defter kayıtları birbiriyle uyuşmamaktadır. Dolayısıyla sadece tarafların ticari defterlerinden hareketle bir sonuca gidilmesi mümkün değildir. Ancak bu noktada bir tarafın kendi defterlerinde yer alan ve karşı tarafın lehine olan kayıtların, kendisi aleyhine kanıt oluşturacağını da gözden kaçırmamak gerekir.” Söz konusu bu kararda Yargıtay, taraflar arasında her ne kadar münhasır delil sözleşmesi yapılmış olsa da, delil sözleşmesine istinaden incelenen deliller arasındaki tutarsızlık tespit edildiği için, taraflar arasında münhasır delil sözleşmesi olmasına karşın buna dayanılarak hükme esas alınamayacağını ve bu doğrultuda karar verilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.

DELİL SÖZLEŞMESİNİN ŞEKLİ

Delil sözleşmesinin ne şekilde yapılabileceği kanunda düzenlenmiş olup, iki şekilde yapılması mümkündür: Yazılı olarak ya da mahkeme önünde tutanağa geçirilen imzalı beyan şeklinde yapılır. Bunun yanı sıra hangi delillere başvurulması gerektiği ve uyuşmazlığın belli olması gerekir. Ayrıca delil sözleşmesinin yapılabilmesi için taraflarca yerine getirilmesi ilkesinin geçerli olduğu bir davanın olması gerekir. Kendiliğinden araştırma ilkesinin söz konusu olduğu uyuşmazlıklarda her ne kadar delil sözleşmesi yapılmış olsa da hakimin bununla bağlı kalacağını söylenemez. Delil sözleşmesi, senetle ispat ve senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnasını oluşturur. Ayrıca bir avukatın delil sözleşmesi yapabilmesi için özel yetkiye ihtiyaç duymaz.

Yazılı Olarak Yapılması

Delil sözleşmesinin yazılı olarak yapılabilmesi için resmi şekilde yapılmasına gerek yoktur, adi yazılı şekille yapılabilir. Bunun yanı sıra ayrı bir sözleşmeyle yapılabileceği gibi taraflar arasında yapılan sözleşmeye eklenmek suretiyle yapılması da mümkündür. Ancak buna rağmen delil sözleşmesinin her iki durumdan biriyle yapılması gerekir, zımni yapılması söz konusu değildir. Yapılan sözleşmede de delil sözleşmesine ilişkin hükmün de açıkça belirtilmesi gerekir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2014/6805 E., 2015/2045 K., 02.03.2015 T. kararında yer verilen hüküm doğrultusunca, kira sözleşmesinin yazılı delil sözleşmesi şeklinde ifade edilemeyeceğini, şayet taraflar arasında bu hususta bir düzenleme varsa bunun açıkça ifade edilmesi gerektiğini düzenlenmiştir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2010/2455 E., 2011/2454 K., 22.04.2011 T. kararında ise delil sözleşmesine ilişkin olarak ihtirazi kayıtla imzalanan hak ediş belgesinin yazılı delil sözleşmesi olduğunun mahkemece re’sen gözetmesi gereğine karar vermiştir.

Mahkemede Tutanağa Geçirilecek İmzalı Beyanla Yapılması

Uyuşmazlığın tarafları arasında dava esnasında yaptıkları delil sözleşmesidir. Mahkeme önünde sözlü şekilde yapılmakla birlikte tarafların beyanları tutanağa geçirilerek taraflarca imzalanır. Uygulamada daha çok senetle ispatın gerektiği uyuşmazlıklarda tarafın tanık dinletmek suretiyle ispat etmek istediği, karşı tarafın da açıkça rızasının bulunduğu durumlarda görülmektedir.

Tanık dinletilmesine ilişkin gereken rıza, tanık listesinin bildirilmesinden önce yapılabilmesi mümkün olduğu gibi sonrasında da mümkündür. 1959 tarihli içtihadı birleştirme kararına bakıldığında gereken rızanın tanık isimlerinin bildirilmesinin ardından yapılması gerektiğine ilişkindir.

Gerekli muvafakatin gösterilmesinin susma şeklinde olması mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 18.12.2002 tarih 13-1072 E. 1071 K. sayılı kararında yer verilen ifadede “…tanık dinlenmesine muvafakat ettiğini kuşkuda yer vermeyecek bir açıklıkta bildirmesi, nihayet HUMK.’nun 151. maddesi uyarınca muvafakatin tutanağa geçirilip, okunduktan sonra kendisine imzalatılması zorunludur.” şeklinde ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200/2 hükmünde yer alan ifade uyarınca söz konusu muvafakatin geçerli olabilmesi için hakime de bir sorumluluk yüklenmiştir.

Madde 200- (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebilir.

Bu düzenleme uyarınca hakimin gerekli hatırlatmayı yapmak yükümlülüğü altındadır. Hakimin bu durumu hatırlatmasıyla birlikte davada tanık dinlenmeyeceğini ve davanın senetle ispatlanmasına yönelik açık rıza ile tanık dinlenebileceğine ilişkin hatırlatma şeklindedir. Doktrinde Baki Kuru’ya göre  hatırlatmanın zorunlu olduğu ancak yerine getirilmediğinde delil sözleşmesinin geçersiz olacağını ifade etmiştir. Aynı zamanda da muvafakat eden tarafın muvafakatini alamaz çünkü bu durum karşı taraf için kazanılmış hak doğurmuştur. Doktrinde yer alan bu görüş isabetli ve yerinde bir düzenlemedir. Çünkü hukuk düzeni bir uyuşmazlıkta uyuşmazlığın iki tarafına da eşit bir şekilde yaklaşımda bulunarak bu doğrultuda karar vermesi gerekir. Uyuşmazlıkta yapılan delil sözleşmesi uyuşmazlığın gidişatını değiştirebilecek ve sonucu etkileyebilecek bir düzenlemedir.

 SONUÇ

Delil sözleşmeleri, senetle ispat ve senede karşı ispat kuralının istisnası olarak kabul edilmektedir. Sözleşme serbestisi anayasal bir hak olmakla birlikte usul hukukunun bir yansıması olduğu bilinmektedir. Delil sözleşmeleri Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer alan düzenlemeden farklı bir düzenlemeyle Hukuk Muakemeleri Kanunu’nda yeniden düzenlenmiştir. Yeniden ele alınan hükmün ilk fıkrasında şekli ve türlerine yer verilmiştir. İkinci fıkrada yer alan düzenleme ise delil sözleşmelerinin sınırlarını belirlemektedir.

Delil sözleşmesiyle birlikte taraflar delil serbestisinin söz konusu olduğu konularda delillerin nelerle sınırlandırılabileceğine yönelik anlaşabilemeleri söz konusu olduğu gibi kanunda yer alan delillerle de somut uyuşmazlığı aydınlatmak için başka delil veya delillerle ispat edilebileceğini kararlaştırma imkanları da vardır. Böylece bir uyuşmazlığın ispatı için tarafların uyuşmazlıkta değerlendireceği deliller açısından sınırlama veya seçim imkanı sağlanmıştır.

Günlük hayatta finans kurumları veya bankaların yaptıkları delil sözleşmeleri birçok kimsenin mağdur olmasına neden olduğundan dolayı kanunda yer alan bu düzenlemeyle birlikte bu durumun önüne geçilmeye çalışılarak, söz konusu olası bir uyuşmazlıkta ispat hakkının kullanılmasını güçleştiren ya da imkansız hale getiren sözleşmeler de geçersiz sayılmıştır.

Usul hukukumuz açısından bakıldığında silahların eşitliği ilkesine uygun bir düzenleme olduğu söylenebilir. Hukuksal yaklaşımda yer edinmesi gereken yaklaşım, uyuşmazlığın her iki tarafına karşı da eşit bir şekilde yaklaşımda bulunarak güçsüz tarafın korunmasını, güçlü tarafın da güçsüz tarafa olan baskını en aza indirmeyi amaçlamak olmalıdır. Söz konusu bu düzenleme de bu yaklaşıma uygun düşmektedir.

 

KAYNAKÇA

ALBAYRAK Tülin, Delil Sözleşmeleri, 2017.

BAŞÖZEN Ahmet, Medeni Usul Hukukunda İlk Görünüş İspatı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010.

GÖRGÜN Şanal, KODAKOĞLU Mehmet, Medeni Usul Hukuku, 2. Basım, Ankara, Yetkin

Basımevi, 2012.

KARSLI Abdurrahim, Medeni Muhakeme Hukuku, 3. Bası, İstanbul, 2012.

KARSLI Abdurrahim, ULUKAPI Ömer, Medeni Usul Hukuku, Mimoza Yayınları, Konya, 2014.

KODAKOĞLU Mehmet, Medeni Usul Hukuku, Samaş Yayınları, İstanbul, 2018.

KONURALP Haluk, Medeni Usul Hukukunda İspat Kurallarının Zorlanan Sınırları, Yetkin Basımevi, Ankara, 2009.

KURU, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, İstanbul, 2001.

KURU Baki, ARSLAN Ramazan, YILMAZ, Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 24. Baskı, Ankara, 2013.

MUŞUL Timuçin, Medeni Usul Hukuku, 3. Basım, Ankara, Adalet Yayınevi, 2012.

PEKCANITEZ, Hakan, ATALAY, Oğuz, ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku. 14. Basım, Yetkin Basımevi, Ankara, 2013.

POSTACIOĞLU İlhan, ALTAY Sümer, Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 2015.

YILMAZ Ejder, Hukuk Muhakemeleri Şerhi, 2. Baskı, Ankara, 2013.

 

ELEKTRONİK KAYNAKLAR

GÖKSU Mustafa, 6100 Sayılı HMK Çerçevesinde Senetle İspat Kuralları ve Bunun İstisnaları Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 2011.

http://www.hukukdergi.hacettepe.edu.tr/dergi/Hukuk_Fak_Derg_makale_3.pdf,

Erişim Tarihi: 11.11.2018

 

SONER Lüftü Fikri, Senetle İspat Zorunluluğu, Delil Sözleşmesi ve Tanık Dinletilmesi

http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/1975-5/2.pdf

Erişim Tarihi: 11.11.2018

 

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın