Yanlışlarıyla doğrularıyla II. Abdülhamid‘den sonra Türk dış politikası kendini tam anlamıyla toparlayabilmiş değil. Fayda siyaseti, çıkar ilişkileri ve denge politikası gibi durumlar sık sık birbirine giriyor o gün bugündür. İttihad ve Terakki’den, özellikle de Said Halim Paşa ve Talat Paşa kabinelerinden sonra dış politika yönetiminde dönem dönem çok zor günler yaşandı. Çin ile olan diyaloğumuz acaba İttihad ve Terakki döneminde yaşanan kargaşalar ve talihsizlikler yeniden yaşanır mı sorusunu gündeme getiriyor. Bu benzerliği bana kurduran ne? Yazının devamında sizler için özetleyeceğim.

1914 Yılında Ne Olmuştu

İttihad ve Terakki hükümetiyle birlikte Sultan Mehmed Reşad iktidardayken Devlet-i Ali, Dünya genelinde bir savaş patlak vereceğini biliyor ve tarafsız kalmak istiyordu. Merhum Erol Şadi Erdinç‘in derlediği İttihad ve Terakki’nin Meclisi Mebusan 5. Şubesi tarafından yapılmış sorgulamalara ait meclis tutanaklarında bu durumu müşahede ediyoruz. Ancak Enver Paşa ve Talat Paşa bu tarafsızlık çizgisinden ayrılan isimler. Devleti, Enver Paşanın çizgisine getirense şartlar. Çıkacak savaş öncesi özellikle mevcut Rus tehdidinden çekinen Osmanlı savunma amaçlı anlaşmalar yapmak istiyor. Bu noktada ilk olarak İngiltere, Fransa ve hatta Yunanistan’ın kapısı çalındıysa da olumlu geri dönüşler sağlanamıyor. İtilaf Devletleri hemen hemen her görüşmede Osmanlı’nın savaşa girmezse toprak bütünlüğüne dokunulmayacağı ifade edilse de hiçbir devlet anlaşmaya imza atmak istemiyor. Bir yanda İngiltere ve Fransa’nın şüpheli tavrı, bir yanda ise Rusya’nın uzlaşmaz tutumu Osmanlı yetkililerini Alman hükümetine doğru sürüklüyor. İlk etapta Almanlar ile yapılan anlaşma Osmanlı Devleti‘nin savunmasına yönelik olarak yapılıyor. Anlaşmaya göre balkanlarda ve doğu cephesinde Osmanlıya bir saldırı olursa Almanlar ve Devlet-i Ali birlikte hareket edebilecektir. Ancak bu sözleşmede İngiltere, Fransa gibi ülkelerle Almanya’nın savaşması durumunda Osmanlı’nın herhangi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Bu anlaşmanın akabinde meşhur Goeben ve Breslau hadisesi yaşanmıştır. İtilaf devletleri ilk önce bu gemilerin iadesini istemiştir. Ancak Almanlar ile arasını bozmak istemeyen hükümet iade yerine satın alma formülünü masaya sürmüştür. Satın alma işleminden sonra itilaf devletleri bu sefer mürettebatın tasfiyesini istemiş, ancak bu da Osmanlı Donanması‘nda bu gemileri kullanmaya ehil kişiler olmadığı ileri sürülerek tasfiye işlemi uygulanmamıştır. Bunun üzerine son olarak gemilerin silahsızlandırılması istenmiştir. Osmanlı Hükümeti bu silahsızlandırma işlemini yerine getirmek istemiştir. Ancak dönemin İttihad ve Terakki kabinesinin yetkili isimlerinden Cavid Bey‘in ifadesini okuduğumuz zaman bu silahsızlandırma eylemine Almanların çok karşı durduğunu hatta cebren böyle bir harekete kalkışılması durumunun izhar etmesi durumunda İstanbul’u yakmakla tehdit etmeye kadar çetin bir mücadeleye girişmişlerdir. Sonuçta Osmanlı Devleti bir emrivaki neticesinde kabus gibi bir savaşa sürüklenmiştir.

1914’den Bugüne

Bugünü bir özetleyelim, güneyde yine mecbur kaldığımız bir mücadeleyi vermek zorundayız. Suriye’de ve Libya’da doğrudan doğruya Ruslarla sıcak temas halindeyiz. Suriye’nin kuzeyinde ABD ile, Irak’ta yine ABD ve İran ile karşı karşıyayız. Körfez bölgesi Katar hariç bize karşı mesafeli ve tuttukları taraf belli. Kıbrıs, Adalar ve Kuzey Afrika stratejilerimiz ise Avrupa ülkeleri ile olan ilişkilerimizi gölgeliyor. 1914’den bugüne geldiğimiz noktada belki de tek değişen şey Türkiye Cumhuriyeti‘nin kaosa karşı daha hazırlıklı olması ve belirli bir güç haline gelmesi.

Denge Siyaseti Derken Çin Tezgahına Düşmeyelim

İnternet alt yapısı ve 5G gibi konularda Çinliler ile çok sıkı fıkıyız. Bakan Pekcan, sık sık Çin ile olan ticari ortaklığa vurgu yapıyor. Bir kuşak bir yol projesi bir yandan devam ederken devlet nezdinde Çinli firmalar ile yapılan büyük anlaşmalar imzalanıyor. ULAK 5G‘yi geliştirmiş olmamıza rağmen hala Huawei cihazlar çok daha ön planda. Daha yeni Türk Telekom‘un yuan cinsinden işlemi ve Merkez Bankası ile Çin Merkez Bankası arasındaki swap anlaşması çerçevesinde ilk yuan fonlaması kullanımı yapıldı .

Açık konuşalım, yetkilileri tıpkı 1914 yılında olduğu gibi dış siyasette vuku bulan bazı olaylar tedirgin edebilir. Klasik büyüklerin karşısında büyümeye ve hegemonya kurmaya çalışan yeni bir büyük ile hareket etmek mantıklı gelebilir. Ancak çekinmeden, sansürlemeden yazmakta fayda var. Çin ile hiçbir ittifak hayır getirmez. Çin ile en iyi ilişki, sadece Çin’e ürün ve hizmet satma üzerine kurulan ilişkidir. Çin’den teknoloji almak, alt yapı hizmeti almak, ürün almak, Çin’in para birimiyle işlem yapmak hele hele ki borç almak gibi aksiyomların nasıl büyük hata olduğu ileride görülür ama iş işten geçmiş olur.

 

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın