İnsan duygu ve düşünce dünyasıyla bir bütün olarak yaşıyor. Her ne kadar bilim pek çok tepkiyi nedenselliğe bağladığını iddia etse de hala pek çok bulanık nokta için duygu veya hissiyat gibi kavramları kullanmaktan kaçınmak en fanatik bilim insanları için bile mümkün değil. Dinlerde, ruhani yaklaşımlarda bilimin aksine insanı bu konularda çok daha fazla tatmin edici cevaplar bulmak mümkün. Bu kadim tartışmaya girmeden biz hemen konumuza odaklanalım. Duygular gerçekliği etkiliyor başlığımız hiç abartılmış bir başlık değil. Yazımızın devamında konuyu şişirmediğimizi siz de anlayacaksınız.

DNA Deneyleri

Daha önceki dönemlerde bilim insanları kuantum mekaniğini çalışmaları esnasında birbiriyle ilişkili izotoplar üzerinde yaptıkları deneylerde aralarına kilometrelerce mesafe girmiş atomların bir kısmının etkiye maruz bırakıldığı takdirde maruz bırakılmayan kısmının aynı tepkiyi verdiği sonucuna varıp bu durumu bilimsel olarak ispatlamışlardı. Bu ispat nesnelerin bütüncül olarak ele alınması ve fizik kanunlarının yeniden projeksiyonu için çok önemliydi.

Atom ve atom altı düzeyde gerçekleştirilen deneyler tabi ki bu noktada sonlandırılmadı. Mikro, makro ilişkisinin stabil değerlendirilmesi için daha büyük ölçekte benzer deneylerin tekrarlanması gerekir. Bu noktada insan ve dna’sı üzerinde bir deney gerçekleştirilmiş. İzole bir ortamda bekletilen DNA, ait olduğu kişinin duygu durumlarına göre incelenmiş. Kişinin maruz kaldığı pozitif duygularda DNA‘da gevşeme, negatif duygularda ise gerilme tespit edilmiş. Bu, bilim dünyası ve insanlık için çok önem taşıyan bir konu.

Hücre Deneyleri

Yukarıdaki deneye benzer olarak beyaz kan hücreleri, elektriksel tepkiler ve duygu geçişleri üzerine bir deney gerçekleştirilmiş. Tıpkı DNA’da olduğu kişinin duygusal değişimleri aynı anda tepkisel olarak beyaz kan hücrelerinde de gözlemlenmiş.

Duygular Gerçekliği Etkiliyor

Duygular gerçekliği etkiliyor derken ne demek istediğimizi bu bölümde açıklıyoruz. Yukarıdaki bölümde insan duygularının dnasını etkilediğini vurgulamıştık. Bu durum zaten başlı başına ilgi çekiciyken başka bir deneyle birleştiğinde olaylar çok başka bir boyuta ulaşıyor. Vakum içindeki fotonlar üzerinde deney yapıldığında fotonlar her şeyden yalıtıldığında rastgele şekilde dizilmişler her seferinde. Aynı vakuma insan dnası bırakıldığında ise fotonların dna geometrisini izleyerek rastgele dizilimden sıyrılıp düzenli dizilime geçmişler. Bu deneyler dizisi gösteriyor ki insan ve sahip olduğu duygular gerçekliği etkiliyor hem de tam manasıyla…

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın