Keynesyen Ekonomi Teorisi

1930’lu yıllarda dünya Büyük Buhran‘ın ekonomik sonuçları ile çalkalanırken, John Maynard Keynes‘in fikirleri ve ortaya koyduğu ekonomi modeli, özellikle Birinci Dünya Savaşı‘nın ardından, kamunun de devletler üzerinde baskı kurmasının tesiriyle, kuvvetli bir şekilde sesini duyurmuştur.

O tarihlerde Büyük Buhran, diğer isimleriyle Büyük Bunalım ve 1929 Ekonomik Krizi, henüz sonlanmamıştı. ABD başta olmak üzere gelişmiş kabul edilen birçok ülke, yaygın işsizlik sorunları ile çalkalanıyordu ve ekonomide istenen hareketlilik bir türlü sağlanamıyordu.

Yaşanan belirsizlik, dönemin mevcut ekonomik kuramlarına ve işleyişine tamamıyla zıtlık teşkil ediyordu. Bu modelde, kapitalist düzen kendi kendini düzenleyen ve sürdürülebilir kılan, dinamik bir yapıya sahipti. Böyle bir iktisat yapısında öngörülen ve olağan olan, mevcut bütün kaynakların kullanıldığı, istikrarlı ve dengeli bir durumun ortaya çıkabilmesiydi. Bu istikrarda meydana gelen sapmalar ancak geçici bir nitelik taşıyabilirdi. Zira kapitalist ekonomide, emek ve sermayenin topyekün kullanımı ile tam istihdamın ortaya çıkmasını sağlayacak yapı, düzenin kendi içinde, kendiliğinden mevcut oluyordu. Öngörülebilen tüm olumsuzlukları, sistem kendi çarkında eritiyordu. Bu sebeple ekonomide düzenli çalkalanmalar ve kalıcı buhranlar söz konusu olmuyordu.

Ancak 1930’larda gelişmiş ülkelerde meydana gelen ekonomik gelgit ve takibindeki yatıştırılmaz kriz ki buna 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı diyoruz; uygulanmakta olan modelin o denli kusursuz olmadığını ortaya koyuyordu. Bu tepkiye karşı ise geleneksel metodoloji ile bir çözüm sağlamak adeta imkansızdı. Bu noktada, iktisatçı John Maynard Keynes (1883-1946), “İstihdam, Faiz ve Para Genel Kuramı” (The General Theory of Employment, Interest and Money) isimli çalışmasını, mevcut düzen ve görüşe dair toplumun ve yönetenlerin tüm itimadının kırıldığı yıllarda yayımlayacaktı. Kitap, bütün dünyada yankı uyandırdı ve 1970’li yıllara kadar, hemen hiçbir meydana okuma ile karşılaşmadan, küresel ekonomide belirleyici bir model olarak egemen oldu. Uzun yıllar birçok devlet, resmi iktisadi felsefe olarak, Keynesyen Modeli benimseyecekti.

Keynesyen Ekonominin Başlıca Görüşleri Nelerdir?

1) İktisatta tam istihdam dengesinin tesadüfi olduğu kabul edilir ve sürdürülebilir olmasına dair hiçbir taahhüt söz konusu değildi. Devlet gerekli durumlarda sürece müdahil olmazsa, ekonomideki istikrarsızlık ve sonucu olarak işsizlik, sürekli bir sendrom haline gelebilir.

2) Reel fiyatlar, kurumsal düzenlemeler ve ekonomik sayılamayacak sebeplerde, klasik metodolojilerin öngördüğü gibi, aşağı yönlü esnek olmayabilir.

3) Her talep, kendi doğrultusunda, kendi arzını yaratır. Dolayısıyla esas olan arz değil, taleptir. Ekonominin canlılık kazanması ve istikrarlı bir süreç sağlaması, ancak doğru talep politikaları ile mümkün olabilir.

4) Bütçe denkliği ve nötr vergi politikaları, hatalı yaklaşımlardır. İçinde bulunduğu koşullar gereği devlet bütçesinin açık ya da fazla vermesi, artan ya da azalan oranlı vergilerin tercih edilmesine sebeptir.

Sözü edilen bağlamlar göz önünde bulundurulduğunda, Keynesyen İktisat Kuramı, Marksist Ekonomi ile bir bağdaşım çabası olarak yorumlanabilir. Bu bağlamda birçok akademisyen tarafından bu modelin, sosyal demokrasinin ekonomi teorisi olduğu savı hakimdir.

Ancak 1970’li yıllarda petrol ihraç eden ülkelerin bir araya gelerek petrol fiyatlarını artırmalarının neticesinde ortaya çıkan küresel enflasyon ve paralelinde meydana gelen işsizlik problemi, o güne değin çatlak vermeksizin sürdürülebilmiş Keynesyen modelin şiddetli bir şekilde sorgulanmasına neden olmuştu.

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın