Türkiye, her köşesinden güzide komplo teorisyenleri çıkartan bir memlekettir. Bu ülkede bir gün her şey tükenebilir ama mutlaka ve mutlaka bir taşın altından, bir dağın arkasından veya Youtube‘un bilinmez bir köşesinden bir komplo teorisyeni çıkacak ve büyük resmi göremediğimiz o karanlık saatlerde güneş gibi ışıyacaktır. Biz kahve köşelerinde, kafelerinde ve nargile bahçelerinde binlerce, yüzbinlerce iyi siyasetçi, teknik direktör ve kulüp başkanı yetiştirmiş bir milletiz ve yetiştirmeye de devam ediyoruz.

Neler oluyor dünyada? Bu sorunun cevabını veremeyen biri herhangi bir kahvehaneye, kafeye de ya da otobüs durağına koşup sorsun: Neler oluyor bu ülkede, nereye gidiyor bu ekonomi, dünyanın hali ne olacak diye. Sonra not defterini çıkarıp söylenenleri, çözüm önerilerini not almaya hemen başlasın çünkü muhtemelen çok büyük sırlar, çözümler ifşa olacaktır. 

On üç aile, illuminati, yahudiler, tek dünya devleti, evanjelistler, masonlar ve çok daha fazlası… Eğer bunları bilmiyorsanız nasıl koyun gibi güdüldüğünüzü de bilmiyorsunuz demektir…

Şaka bir yana evet, biraz ironi yaparak başlamak istedim yazıma ama soruyu ciddiyetle ele alacağım, gerçekten komplo teorisyenleri neden küçümsenir? Bu sorunun cevabını önemli buluyorum çünkü zihinlerimizi kısır döngülerden kurtarmamıza yardımcı olacak. Gelin sorunun cevabını adım adım arayalım.

Diyelim ki Bütün Söylenenler Doğru

Şunu kabul etmek gerekir ki insanoğlu neye inanırsa inansın pragmatik bir canlıdır ve bu özelliğini hiçbir zaman bırakamaz. Eğer bu pragmatikliği şahsına, zevklerine ve hazlarına doğru yolculuk ederse bencil ve dünyaya faydasız bireyler ortaya çıkar. Öte yandan toplumun iyiliği için çabaya dönüşürse faydalı insanlarla karşılaşırız özet olarak. Bir kişi kendisi için hiçbir şey yapmayabilir ancak bu onun pragmatik olduğu gerçeğini değiştirmez. Çünkü birey şahsını adadığı davayla tanımlıyorsa pragmatik yönü de davası ile bütünleşir. Teolojik olarak da böyledir bu konu, siyasal ya da sosyolojik olarak da.

Komplo teorisyenlerinin en büyük handikapı net cevaplar ve çözüm önerileri arayan zihinler karşısında başlar. Herhangi bir teoriyi ele alalım. Mesela tv’de de kendine sıkça yer bulan ulusalcılar-globalciler konusu. Diyelim ki bütün söylenenler doğru, yani globalciler Çin üzerinden oyun kuruyor, Trump ulusalcı vs. vs. Bu konu bizim ne işimize yarayacak? Tamam her dediğiniz doğru olsun. Ben, yani sıradan vatandaş ne yapacak? Bu bilgi ilim değil, bilim değil. Gazetecilik faaliyeti de değil zira birkaç olayın ortaya çıkması sonucu fikir yürütmeler üzerine kurgulanmış sanal konulardan ibaret TV’de konuşulanlar.

Altını çizmeye çalıştığım şey şu, konuları küçümsemiyorum. Aksine standart yaklaşımların dışındaki yaklaşımlar olması gerektiğine inanıyorum. Dünya’daki ilişkiler hakkında bir fikrimizin olması güzel ancak bu fikirlerin uzun uzun konuşulması akabinde yol gösteren bazı şeylere ihtiyacımız var. Ayağı yere basan şeylere. Ayağı yere basan şeyler derken ne demek istediğimi yazımın ilerleyen yerlerinde açacağım.

Aytunç Altındal’ın Farkı

Aytunç Altındal

Bu konularla az çok ilgisi olan insanlar merhum Aytunç Altındal‘ı tanır. Pek çok güncel programda merhuma atıfta bulunulduğunu da işitmiştir konunun meraklıları.

Peki Sayın Altındal “biz ne yapalım” sorusuna cevap vermediği ya da veremeyeceği pek çok programa katılmadı mı? Elbette katıldı. Onun farkı neydi? Cevap basit. Farkı, konuları kavramsallaştırması ve tarihi yolculuğunu ortaya koymasıydı. Vatikan‘daki gizli cemiyetlere, tarikatlere ve onların potansiyel amaçları üzerinde komplo teorileri üretti. Ancak bununla sınırlamadı kendini hiçbir zaman. Bununla birlikte Vatikan’ı belgelerle, tarihsel olarak ortaya koydu. “Üç İsa” gibi Hristiyanlığın sadece doğrusu yanlışıyla değil aynı zamanda teolojik olarak da nasıl islam’dan ayrıldığını anlattığı kült eserler bıraktı arkasında. Bıraktığı bu eserlerle de farkını ortaya koymuştur.

Komplo Teorisyenleri Metafiziğe Muhtaçtır

Komplo teorisyenleri çözüm üretemedikleri sorularla ilgili kitleleri boğmamak için kurtarıcı kavramlar ortaya koymak zorundadır. Bu durum ABD gibi ülkelerde çok değişik başvuru kavramları ortaya koymakla birlikte (uzaylılar, kabala, ezoterizm vb.) ülkemizdeki karşılığı dindir. Fark ettiyseniz ülkemizde inançsız diyebileceğimiz bir komplo teorisyeni göremezsiniz. Ekseriyeti vatansever, inançlı ve ağzından Allah, kitap düşürmeyen insanlardır. İnançlarının samimiyetini sorgulamıyorum, yanlış anlaşılmasın. Böyle bir sorgu haddime de değil. Zaten bu insanlar, inanıyorum ki kitlelerini yönetmekten ziyade kendi akıl sağlıklarını korumak için dine ihtiyaç duyarlar. Kimi zaman ortaya o kadar çaresiz, karanlık, orta dünyadan fırlamış gibi korkunç tablolar ortaya koyarlar ki insan böyle bir dünyada umudunu ve akıl sağlığını ancak Allah’a sığınarak koruyabilir. Dine, önce kendileri ihtiyaç duyarlar bu açıdan.

Kurtarıcı Dinse Komplo Konuşmaya Gerek Var mı?

Günün sonunda baktığımız zaman teorisyenlerimizin çoğu çözümü Allah’a, kitabına ve peygamberine sığınmakta bulurlar. Pek çoğu da zaten düşman gördükleri kitleleri tanımlamak için ayetlerin, hadislerin açılımlarını yaparlar. Böyle olunca insan sormadan edemiyor, madem dünyamız ve ahiretimiz için çözüm din o zaman biz bunca konuyu neden değişik bir şeymiş gibi konuştuk ve dinledik?

Din kurumunu gönüllerde güçlendirmeye ihtiyacımız var ve belli ki bunun yolu ahlak kurumundan geçiyor. Ahlakı tahrip eden odaklar, üretimler de zaten belli. Bunu herkes biliyor. O zaman bunca insan neden aynı konuları konuşup konuşup duruyor diye sormadan edemiyoruz. Kurun bir sivil toplum örgütü, madem davanız aynı birleşin ve karşı argümanlar üretmeye başlayın. Takipçileriniz de size destek olsun bu kadar basit. Aynı şeyleri söyleyip, tehlikeyi aynı yerde görüp de kendi aranızda birlik dahi olamıyorsanız insanlar size neden güvensin? Youtube’daki izlenme sayılarıyla övünmeyi, Google gelirlerinden medet ummayı bırakmadan düzlüğe çıkabileceğimizi sanmıyorum eğer konu hakikat ise. Ayağı yere basan şey demek benim için bozulan yeri düzeltmeye çalışmaktır. Düzlemi değiştirmektir.

Komplo Teorisyenleri Neden Küçümseniyor?

Gelelim kendimce sorduğum sorunun kendimce cevabına. Bugüne kadar komplo teorisyenlerinden çok beslendim, çok okudum çok dinledim. Belki bazen gereksiz yere konuları büyütseler de önemli şeylere değindiklerine inanıyorum ve küçümsenmeyi hiçbir insana yakıştırmadığım gibi onlara da yakıştırmıyorum. İnsanların onları küçümseme sebebi olarak ise kızgınlıklarını görüyorum. Çünkü doğru olarak değindikleri bazı sorunlara verecek vicdani hiçbir cevabımız yok. Evet, dünyada bir grup azınlık çok zengin ve insanlar bir yerlerde açlıktan ölüyor. Evet bazı aileler, kişiler belli ki kendi çıkarları için savaşlar çıkartabiliyor. Evet, medya tarafından acayip uyutuluyoruz. Covid-19 bir salgın problemimi yoksa bir gelir adaletsizliği problemimi? Veba salgınlarında da soylular öldü ama asıl zararı kim gördü, büyük acıları kim çekti? Sabah metrobüse binmek zorunda olan kim? İşe gitmek zorunda olan, minibüs kullanmak mecburiyetine duçar olan kitleler kimler? Covid öldürmez demiyorum, önlem almayalım demiyorum. Ama bu işin eziyetini çeken biziz, medya aracılığı ile durmadan korkutarak akıl veren, kitlelerle adeta alay eden onlar…

Bir komplo teorisyeniyim ve ben de küçümseniyorum. Neden? Çünkü insanlara bahsettiğimiz sorunların nasıl çözüleceğini bilmiyor ve onlara nefes alacak boşlukları gösteremiyoruz…

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın