Melamilik ve Melamiler konusu yıllar içerisinde çokça merak edilmiş bir konudur. Konuyla ilgili yazın dünyasında ve medyada pek çok materyal mevcuttur. Ben bu yazımda melamilik ve melamiler konusunu merak eden kişilerin hangi kitapları okuması gerektiğine değineceğim. Buna ek olarak Abdulbaki Gölpınarlı’nın 2 eserinden alıntılar yapıp ufak bir kritikte bulunacağım. İyi okumalar.

Öncelikle yolumuz Abdülbaki Gölpınarlı Hoca’nın Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik kitabına düştü (benim okuduğum baskı der yayınevi, 2. basım -1987 eserde zaman içinde güncellemeler olmuşsa ve biliyorsanız lütfen tarafıma bildiriniz). hoca bu kitapta İbn Arabi hakkında şu satırları not düşüyor:

“meselâ ibn arabî muhyiddîn (638 h. 1240), allah’ın sözlerini, harfli ve harfsiz olarak işittiğini (fütûhâtu mekkiyye; kahire — 1269 h. ı. s. 169, 203), hızır peygamberin (a.m) hırkasını giydiğini (ı, s. 290), ilâhî telkıyn ile kendisine bildirilmeyen hiçbir şeyi yazmadığını, yâni bütün kitaplarını, ilâhî ilhâma dayandığını (ııı, s. 505), böyle olmakla berâber kendisine gelen meleğin, cebrâîl olmadığını, bu bakımdan, iddiâlarının peygamberlik iddiâsından uzak olduğunu (ııı, aynı s.), mûsâ’ (a.m) ile hızır’ın (a.m) buluştuğu yere vardığını (ıı, 290), ölmüş kişilerin tecessüd ederek kendisiyle konuştuğunu, gayb erenleriyle görüştüğünü (ıı, 17; ıv, 12—13), allâh’ın vâsıtasız olarak kendisine müjdelerde bulunduğunu söyler (ı. 734). hattâ kâ’be’nin duvarlarının altın ve gümüş tuğlalarla örüldüğünü gördüğünü, eksik olan tuğlanın yerine kendisinin girdiğini, böylece de velîlerin hâtimi olduğunu iddiâ eder (ı, 355) ve daha birçok akla – hayâle sığmaz dâvâlara girişir; «kitâb’ül-isrâ’»sında mi’râc ettiğini bildirir ve «fütûhât»ta da bundan bahseyler (ıı, 307). batınî inançları telkıyn eden «hal’ün-na’ieyn»i şerh etmesini, mi’râcında batlamyus nazariyyesini kabul eylemesini, harflere, akla sığmaz anlamlar vermesini, «füsûs’ül-hikem»inde nûh (a.m) kavminin, lâhî gayret yüzünden peygamberlerini dinlemediklerini, ilm-billâh deryâsında boğulduklarını (abdullâh-ı bosnevî şerhi; bulak — 1252; s. 141— 168), fir’avn’in, mü’mîn olduğunu bildirmesini (s. 509— 555), «tenezzülâtü mavsıliyye, şeceretül-kevn» gibi risalelerindeki fikirlerini incelersek bu zât «resâilü ihvân’issafâ»nın ve bâtınîlerin tesiri altındadır, hattâ müşâhede tarzında anlattıkları bile bâtınî inançları yaymak için kullandığı birer vâsıtadır hükmünü vermek zorunda kalıyoruz («islâm ansiklopedisinde «muhyiddîn arabi» maddesine de bakınız; c. 8, ahmet ateş, s. 533—555). bu çeşit şeriata uymayan dâvâlara ve sözlere, tasavvufta ün kazanmış, sûfî edebiyâtında sembolleşmiş bir çok kişide rastlarız.”

Aynı eserden başka bir alıntı:

“xııı. yüzyılda yaşayan (xıx m.), tasavvufun aleyhinde olan, hattâ muhy’id-dîn (dîni dirilten anlamına) ibn arabî’ye, «mümît’üd – dîn – dîni öldüren) diyen, fakat aynı zamanda mi’râc ve maâd hakkında hukemâ inancına uyan…”

İbni arabi hakkında bu satırları aklımızda tutalım. sonrasında murat bardakçı’nın bir defasında zikrettiği konuşmayı (video) hatırlayalım. Burada hocanın melami olduğunu Murat Bardakçı açık bir şekilde söylüyor. aynı zamanda hoca yukarıda alıntılama yaptığım eserinde de kendini şii olarak tanıtıyor. bunlar yine aklımızda kalsın.

Özetle Abdülbakıy Hoca’nın görüşlerinde pek çok tasavvuf erbabı hatta tasavvufun kendisi reddiye ile karşılaşıyor hatta küfür ile itham ediliyor. buraya kadar herhangi bir mesele gözükmüyor, şahsi fikirleridir, çıkarımlarıdır deyip geçebiliriz. İkinci durağımız yine Gölpınarlı hocanın melamilik ve melamiler kitabı olur (bendeki baskı yine eski bir baskı: 1931 istanbul devlet matbaası). bakalım melamilik kitabında gölpınarlı hoca, ibni arabiden nasıl faydalanıyor:

“bir kısım mutasavvıfanın reiy ve telâkkisine terceman olan keşfül mahhcub sahibi ve cami gib i zevâtm melâmetîliği sofiyenin dûnunda görmelerine mukabil diğer bir kısım da melâmetîliği tarik i irfânın en yüksek noktasında görüyor. şeyhi ekber muhıddîni arabî, seyyid şerifi cürcânî, celvetî şeyhlerinden üsküdarlı hâşım baba ve eşrefi rûmî , bu zümredendir . şeyhul ekber muhiddîni arabî, fütûhâtın 23 ncü bâbında melâmiyenin, velâyetin en yüksek derecesinde olduklarını ve o derecenin fevkinde nübüvvet derecesinden başka bir derece bulunmadığını ve bu makama velâyette makamı kurbet denildiğini söliyor. yine fütûhâtın 309 ncu babında (arapça metin) deyip sonra her sınıf hakkında şöylece malûmat veriyor : “birinci kısımdaki ricâle zühüt ve nevâfil ve zahirî ef’âli mahmudenin umumu galebe etmiş olduğu gibi onlar da bâtınlarını şâriin zemmettiği her mezmun sıfattan tathir etmişlerdir; bu işledikleri amellerin fevkinde bir şey görmezler. bulundukları makamdan başka ahvâl v e makamâta, ledünnî ve vehbî ilimlere, esrâr ve küşûfâta marifetler i yok tur . işte bunlar «ubbad» dır. ikinci kısım, bunların fevkindedir . bunlar bütün ef’âli allah ile görürler. (allah’a nispet ederler ) ve şüphesiz k i onların fi’li aslen yoktur . riyâd a onlardan bilkülliye zâil olmuştur. evâmire imtisâlen çalışmak, takva , zühüt, tevekkül ve şâir hususatta ubbad gibidirler , böyle olmakl a beraber bulundukları makamın fevkindeki ahvâl ve makamatı, ulûm ve esrârı, küşufât ve kerâmâtı da görür ve onlara erişmeğe gayre t ederler . fakat onlardan bir şeye nâil oldukları vakit kerâmâttan bir şeyle avam içinde zâhir olurlar . çünkü allah’tan başka bir mevcut görmezler ahlak v e fütüvvet ehlidirler . bu sınıfa «sofiye» denir . bunlar üçüncü sınıfa nazaran ruûnet v e nefis sahihleridir ; tilmizleri de da’va sahibidirler . halkın fevkinde bulunurlar ve allahın kullarına riyasetle zahir olurlar…”

Mezhepler kitabında akla hayale sığmayan, şeriata uymayan davalar güden ibni arabi, değişik bir biçimde şeyhi ekber diye anılmaya başlanıyor ve hatta melamilik ve melamiler kitabının ilk bölümü olan ilk dönem melamileri bölümünde ibni arabi önemli bir kaynakça olarak yer tutuyor. 3 devrede anlatılan melamilik bu eserde birbirine silsile veya süluk olarak bağlanıyor.

Bu noktada okur olarak şu soruları sormaktan kendimi alamıyorum:
1-Eğer melamilik tasavvufa tamamıyla karşıysa ilk dönemde İbni Arabi’den Attar’a kadar nasıl önemli ve övülen bir yer olarak tutuyor?
2-İbni Arabi şeriata aykırı ve akla hayale sığmayan davalar güdüyorsa melamilik hakkındaki söylemleri neden ciddiye alınmalı ve ciddiye alınmalıysa bu durum melamiliği güvenilir hale getirebilir mi?

El hasıl, Gölpınarlı Hoca takdir edilmesi gereken, çok önemli eserleri gün yüzüne çıkarıp külliyatlarımıza kazandıran bir kıymettir ancak konuları ele almada yer yer ciddi bir şekilde tarafgirlik yapmaktadır ki bu da yazdıklarına dikkatle ve başka kaynaklarla teyit ederek yaklaşmayı gerektirir.

Gelelim konunun özüne. Gölpınarlı Hoca’nın melamilik eseri konuya ilgi duyanların okuması gereken bir eserdir ve hoca formal melamiliği Hamdunül Kassar ile başlatır. Ancak bu kitap bir başka kitaba muhtaçtır tamam olmak açısından. O da İsmail E. Erünsal’ın kazandırdığı “xv-xvı. asır bayrami-melamiliği’nin kaynaklarından abdurrahman el-askeri’nin mir’atü-l-ışk’ı”. bu eserin inceleme bölümünü okursanız tarihsel olarak melamilik hakkındaki bilgilerinizi tamam etmiş olursunz. incileme kısmından sonraki askeri’nin eserini de okursanız bayrami-melamilik konusunda oldukça ciddi bir bilgiye ulaşırsınız.

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın