Muhakemetü’l Lugateyn öbek manası olarak iki lugatın yani iki söz dağarcığının muhakemesi olarak çevrilebilir. Lugat kelime olarak söz, söz dağarcığı kimi zaman uzak anlamdan dil olarak da kullanılabilmektedir. Muhakemetü’l Lugateyn nedir sorusuna cevap vermek gerekirse Ali Şir Nevai’nin edebil dil olarak Türkçe ve Farsçayı karşılaştırdığı ve sonuç olarak Türkçeyi daha üstün bulduğu çalışmasıdır diyebiliriz. Ali Şir Nevai ve Muhakemetü’l Lugateyn hakkında tarihsel olarak pek çok deteyı internette bulabilirsiniz. Ben bu yazımda kısaca içerikten bahsedeceğim ilginizi çekme dileğiyle.

Türkçe mi Farsça mı?

Dillerin birbirleriyle karşılaştırılması tarih boyunca süre gelmiştir. Bu tarz çalışmalarda esasına bakacak olursak müellifin hangi sonuca vardığı tarih, edebiyat ve filoloji açısından çok da önemli değildir. Zira bu çalışmaları önemli yapan, tarihi eser konumuna taşıyan dillere olan yaklaşımlarla yeni kapılar ve fikirler açması ve bunun yanı sıra da unutulabilecek pek çok dil inceliğini ve yaşatmaya fırsat vermiş olmalıdır. Ali Şir Nevai Çağatayca’ya olan katkıları ve edebi yaklaşımı gereği Türkçe’yi üstün görmüşse de Farsça’ya ve Arapça’ya ve bu dilleri anadili olarak konuşan toplumları ayrı ve önemli bahislerde değerlendirmiştir. Nevai’nin çalışmasında en sert eleştiriyi alan ve olur bırakılmayan dil Hintçedir. Elbette bu konunun incelikleri ve detayları filolojinin ve tarihin alanına girmektedir.

Ali Şir Nevai Ne Diyor?

Ali Şir Nevai, Muhakemetü’l Lugateyn adlı çalışmasını şu satırlarla ifade edebiliriz:

Nevayî, Muģākemetüˇl-luġateyn adlı eserinde Arapça’yı ayrı tutarak
dünyadaki dillerin kaynağının Türkçe, Farsça ve Hintçe olduğunu söyler. Arapçanın bütün dillerden fasih ve beliğ olduğunu, çünkü Allah
kelamının (Ķurˇān) o dille indirildiğini, Hz. Muhammed’in sözlerinin de o dille söylendiğini belirttikten sonra Arapça için “Allah kelamı”, Hintçe için ise “boş ve süprüntü” söz varlığına sahip bir dil ifadesini kullanır.

Türkçe ve Farsçaya gelince; Nevayî’nin bu iki dille ve bu dilleri konuşan iki milletle ilgili düşüncesi şöyledir: Türk Sart’tan (Fārsì) daha pratik düşünceli, daha yüksek kavrayışlı, daha saf yaradılışlı ve daha temiz yüreklidir. Sart ise bir konu üzerinde kafa yormada ve ilimde Türk’ten daha hassas, marifet ve olgunluk tefekküründe daha derin görünmektedir. Bu durum Türklerin doğruluk ve iyi niyetinden; Sartların ise ilim, fen ve hikmetinden bellidir. Bu iki millet dillerinin olgunluğu ve noksanlığı bakımından da birbirinden ayrılmıştır. Söz ve ibarelerin ortaya konmasında Türk, Sart’ı geçmiştir; Türkçe söz varlığı Sart ibarelerine üstün gelmiştir. Sart arasında eli kalem tutan bilgili kişiler, âlimler, düşünürler ve ileri görüşlü kimseler çoktur. Türk halkında ise sıradan, kendi hâlinde kişiler çoktur. Fakat Türkler büyükten küçüğe, hizmetçiden beğe kadar Sart dilinden (Farsça) nasiplerini almışlardır. Bu dili içinde bulundukları durumun uygunluğu derecesinde konuşabilirler. Hatta Fars diliyle parlak sözler ortaya koyan Türk şairleri vardır.
Sart halkının ise en aşağısından en ileri gelenine, ümmisinden bilginine kadar hiçbiri Türk dili ile konuşamaz, söyleneni anlamaz. Türk’ün tabiatı Sart’ınkinden daha uyumludur, bu yaradılıştan gelen bir vasıftır.
Sart, Türkçe ibarelerin ifadesinden âcizdir, çünkü Türkçede en ufak kavramlar için bile sözler vardır.”

Bolt ve İtalik olarak yazılmış yerler Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 2011 Yılı, Sayı 7’de yer alan Üzeyir Aslan’ın yazısından alınmıştır.

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın