Müteselsil borçluluk konusu hukuk içerisinde sıkça konuşulan bir konudur. Bu konuyu sizin için tüm detaylarıyla gündemimize taşıdık.

I. MÜTESELSİL SORUMLULUK

1. 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nda Yer Alan Müteselsil Borçluluk

Zararın ortaya çıktığı hallerde birtakım sorumlulukların ortaya çıkmasında zarar gören hukuksal neticelere dayanarak bu durumun karşılanmasını talep edebilir. Genel anlam itibariyle sorumluluk, alacaklının borçlunun mal varlığına yönelebilmesi ve hakkını bu mal varlığı üzerinden alabilmesini ifade eder. Aynı zamanda da sorumluluk, bir kişinin zarar veren olgudan dolayı yükümlü olduğunu ve zarar görmesi nedeniyle ortaya çıkan zararı gidermekle yükümlü tutulmasıdır.

İşte bu nedenle müteselsil sorumluluğu diğer sorumluluk türlerinden ayıran nitelik de bu olup, bir borç ilişkisine istinaden birden fazla borçlunun olması halinde borçlulardan her biri, bir borcun tamamından alacaklıya karşı sorumlu olmakla birlikte alacaklı borçlulardan herhangi birine ya da tümüne başvurma imkânı varsa ve aynı zamanda alacaklılar birbirlerinden bağımsız şekilde borcun ifasını isteyebiliyor ve borçlu da borcundan alacaklılardan birine, bir kısmına ya da tamamına yaptığı ödemeyle borcundan kurtulduğu hallerde müteselsil borç ilişkisinin olduğu söylenebilir.

Sorumluluk kavramı “… ile sorumluluk” ve “…den sorumluluk” şeklinde farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Borçlar Kanunu’nun 50. ve 51. maddelerinde yer alan düzenleme bu ayrıma dikkat edilerek hazırlanmıştır:

Madde 50 Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer’an methali olanlar (o işe karışanlar, meydana getirenler), tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hâkim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şümulünün (kapsamına) derecesine tayin eyler. Yataklık eden kimse, vakı olan kardan hisse almadıkça yahut iştirakiye bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.

Madde 51 Müteaddit (birçok) kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur.

Kaideten haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef olur.

Bu maddelerde düzenlenen müteselsil sorumluluğu kanun koyucu “tam müteselsil sorumluluk” ve “eksik müteselsil sorumluluk” şeklinde ikili bir ayrım ile değerlendirerek düzenlenmiştir. 50. maddede yer alan düzenlemede birden çok kişinin ortak kusurları neticesinde aynı zararı vermiş olmalarından tam teselsüle, 51. madde düzenlemesi uyarınca da eksik teselsüle yer verilmiştir. Söz konusu bu iki teselsül arasındaki farklılığa değinilmesi gerekirse, tam teselsülün gerçekleşmesi için zarar veren kişilerin ortak kusurları nedeniyle zararın meydana gelmesi gerekirken eksik teselsülde ise farklı nedenlerden dolayı sorumlu olmayı ya da bağımsız hareket etme neticesinde aynı zarara neden olma söz konusudur.

Birden çok kişinin farklı nedenler neticesinde sorumlu tutulmaları kusur şeklinde isimlendirilir. Kanuna göre bu durum sorumluluktur. Aynı zarar sebebiyle birden çok kimsenin borçluyu tatmin etme yükümlülüğü olduğu durumlarda, zarar gören ve zarar veren arasındaki ilişki “dış ilişki” olarak nitelendirilirken zarar verenler arasındaki ilişki de iç ilişki olarak adlandırılır. İç ilişki uyarınca zarar veren kişilerin birbirlerine rücu edebilmeleri de bu iki madde kapsamında değerlendirilerek tazminatın nasıl paylaşılacağına açıklık getirilmiştir.

Madde 142 II Borcun tamamen edasına kadar borçluların mesuliyeti devam eder.

Madde 143 Müteselsil borçlulardan biri alacaklıya karşı onunla kendi arasındaki şahsi münasebetlerden veya müteselsil borcun sebep veya mevzuundan tevellüt (doğan) olanlardan maada bi şey dermeyan (ortaya konmuş) edemez ve bütün borçlular arasına müşterek olan defileri dermeyan etmediği halde onlara karşı mesul olur.

Madde 145 Tediyesi (para ya da benzeri bir şey verme) ile veya yaptığı takas ile borcun tamamını veya bir kısmını iskat etmiş olan müteselsil borçlulardan biri, sakıt (geçersiz) olan borç nispetinde, diğer borçlulardan biri, sakıt olan borç nispetinde, diğer borçluları halas (kurtulmuş) etmiş olur.

Eğer müteselsil borçlulardan biri borç tediye olunmamış iken ondan tahallüs (gerçekleşen bir borcu parayla ödeme) etmiş ise, diğer borçlular ancak halin veya borcun mahiyetinin irae ettiği (gösterdiği) nispette bu beraetten istifade edebilirler.

Madde 146 Borcun mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça, müteselsil borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi (eşit) birer hisseyi üzerlerine almağa mecburdur. Ve hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ile diğerlerine rücu hakkı haizdir.
Birinden tahsili mümkün olmayan miktar, diğerleri arasında mütesaviyen (eşit olarak) taksim olur.

Madde 147 Rücu hakkından istifade eden müteselsil borçlulardan her biri, tediye ettiği miktar nispetinde alacaklının haklarına halef olur…

Madde 148 Borcun tamamının tediyesini istemek hakkını her birine bahş ettiğini borçlu beyan ettiği hallerde, müteaddit alacaklılar arasında teselsül mevcut olacağı gibi kanunun tayin ettiği maddelerde dahi bu nevi teselsül bulunur.
Borçlar Kanunu’nda yer alan bu düzenlemeler uyarınca, tazminat tamamen ödendiği durumlarda, zarar görenin diğer zarar verenlerden tazminat talep etme hakkının bulunmadığına ilişkin düzenleme yapılmıştır. 146. madde ile ifade edilen ise sözleşmeye dayanan müteselsil borçlulukla birlikte rücu düzenini gösterir. Birden fazla kişinin aynı sebep nedeniyle söz konusu olan sorumluluğundaki kusurun sebep sorumluluğuna dayandığı açıkça düzenlenmiştir. Tazminatı ödemekte müteselsil sorumluluğa sahip zarar verenlere rücu ederken ilk olarak kusur sorumluluğuna gidilir. Kusur sorumlularının kendi aralarında ve kusurlarının ağırlığınca rücu hakkına sahiptir.

2. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda Yer Alan Müteselsil Borçluluk

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ile getirilen düzenlemelerle birlikte müteselsil sorumluluk ve rücu kavramına yer verilmeye devam edilmiştir.

Madde 61 Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden olayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.

Madde 62 Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.
TBK kapsamında müteselsil sorumluluk kapsamında yapılan düzenlemeler neticesinde madde hükümleri tekrardan ele alınmıştır:
Madde 106 Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur. Alacaklı, müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olur.

Müteselsil borçluluğun neden doğduğuna dair düzenleme de TBK’nın 162. maddesinde düzenlenmiştir:

Madde 162 Birden çok borçlulardan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hallerde doğar.
Dış ilişki uyarınca borçluların sorumluluğuna dair düzenleme de 163. maddede yer verilmiştir:

Madde 166 Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler. Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır.
Müteselsil sorumlulukta iç ilişki de 167. maddede düzenlenmiştir:

Madde 167 Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir. Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler.

Madde 168 Diğerlerine rücu hakkına sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranından alacaklının haklarına halef olur. Alacaklı diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır.

3. Yargıtay’ın Müteselsil Borçluluğu Değerlendirmesi

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2008/1933 Esas, 2008/3118 Karar numaralı kararında, müteselsil sorumluluk kavramı değerlendirilmiştir: “Davacı, kusurun tamamının davalı araç sürücüsünde olduğunu ileri sürerek dava açmıştır. Yargılama aşamasında yola çıkan sahibi belli olmayan hayvanın (köpeğin) kazaya %25 oranında etkili olduğu ifade edilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 88. maddesinde; bir motorlu aracın katıldığı kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunların müteselsil olarak sorumlu tutulacağı hüküm altına alınmıştır. Müteselsil sorumlulukta, BK’142 maddesi uyarınca zarar görenin, borçluya başvurma hakkı vardır; dilerse sorumluluklardan birine, dilerse hapsine veya bir kısmına karşı dava açabilir. Müteselsil sorumlulukta kural olarak borçlulardan her biri borcun tamamından sorumludur. Somut olayda; davacı davayı tam kusura ve teselsül hükümlerine dayanarak açmıştır. Bu durumda müteselsil sorumluluk hükümlerine göre bu kaza sonucu meydana gelen araçtaki hasarın tamamından davalıların sorumlu tutulmaları gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Aynı şekilde, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nden çıkan 2016/1064 Esas, 2016/1545 Karar numaralı başka bir kararda ise “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 88. maddesi gereğince motorlu aracın sebep olduğu bir kazada, üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bu kişiler zarardan müteselsil olarak sorumlu tutulurlar.”
“6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 163. maddesinde müteselsil sorumluluk halinde alacaklının, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebileceği, borcun tamamı ödeninceye kadar borçluların sorumluluğunun devam edeceği hüküm altına alınmıştır. Yine aynı kanunun 166. maddesinde ise borçlulardan birinin, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmesi halinde, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olacağı belirtilmiştir.

Dava konusu trafik kazası nedeniyle davalılar arasındaki sorumluluk müteselsil sorumluluktur. Bu nedenle davalılar hükmedilen tazminattan ve buna dair yargılama giderlerinden müteselsilen sorumludur. Sigorta şirketlerinin sorumluluğu da limit dâhilinde olmak kaydıyla müteselsil sorumluluktur. Somut olayda, davacı tarafından zarara neden olduğu iddia edilen aracın sürücüsü, işleteni ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı husumet yöneltmiştir. Mahkemece, sürücü ve işleten yönünden dosya önce tefrik edilmiş daha sonra tefrik edilen dosyada asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Alacaklının, borcun ifasını müteselsil borçluların hepsinden yahut yalnız birinden isteme hakkı var olup davacı borcun tüm borçlulardan tahsilini tercih etmiştir.

Davacı tarafından tüm sorumlulara karşı dava açılığından artık müteselsilen sorumlu olan tüm davalılar yönünden davanın birlikte görülmesi gerekir…” Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2014/10366 Esas, 2015/3333 Karar numaralı başka bir kararında ise müteselsil borçlu kavramı şu şekilde yer almaktadır: “Davada, TBK’nın 69. (BK’nın 58.) maddesi gereğinde kusursuz sorumluluk hükümlerine göre maddi tazminat talep edilmektedir. TBK’nın 69. (BK’nın 58.) maddesinde “Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. TBK’nın 61. (BK’nın 50 ve 51.) maddesine göre; birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.”

Aynı kanunun 62/2 maddesinde “Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” Müteselsil borçluluk, bir irade açıklaması veya kanun hükmü dolayısıyla bölünebilir bir edimin birden fazla borçlulardan her birinin ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu; alacaklının ise tamamını ancak bir defa elde etmek üzere edimi borçlulardan herhangi birisinin ifası veya ifa yerini tutan fiili ile diğerlerini bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtaracakları bir birlikte borçluluk halidir.

Ancak, 03.12.2009 tarihinde meydana gelen olayda dava konusu direğin etrafında kazı şeklinde sokak çalışması yapıldığına ve davacının da kusuru bulunmadığına göre TBK’nın 61 ve 62/2 (BK’nın 50 ve 51.) maddelerinde açıklanan müteselsil sorumluluk gereği, davacının karşılanmayan zararının tamamını davalıdan isteme hakkı olduğu düşünülmeden, mahkemece; davalının kusuru oranında tazminata karar verilmesi uygun görülmemiştir.” Söz konusu karar incelendiğinde, müteselsil sorumluluk kavramıyla birlikte borçtan sorumlu olan kişilerin kusur ya da sorumluluk oranında değil, borcun tamamından sorumlu olacağı vurgulanmıştır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2016/9059 Esas, 2017/3659 Karar numaralı kararında ise müteselsil sorumluluğa şu şekilde değinilmiştir: “Karayolları Trafik Kanununun 85. maddesi “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.

Aynı yasanın 88. Maddesinde ise “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.” düzenlemesi ile motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu ayrıca birden fala kişinin zararı tazminat ile yükümlü olması durumunda zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtmiştir.

Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir. Yine TBK 61. maddesinde “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” demekle birden çok kişi aynı zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır. Bu durum iki ya da daha çok kişinin şahsında sorumluluğun ya da herhangi bir tazminat yükümlülüğünün şartlarının gerçekleşmesi halinde söz konusu olur. İşte bu tür durumlarda sorumlular hakkında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanacaktır.

TBK 61. maddesine göre müteselsil sorumluluk ya aynı sebebe ya da değişik sebeplere dayanabilir… Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan müteselsil sorumluluk: Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep veya “birlikte sebep kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan olabilir… Birden çok kişinin aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumluluğu söz konusu olabilir. Aynı zararı doğuran çeşitli sebepler kusur sorumluluğu (haksız fiil), sözleşme veya kusursuz sorumluluk (kanun) olabilir. Bu suretle birden çok zarar verenden biri aynı zararı haksız fiil diğeri sözleşme bir başkası da özen veya tehlike sorumluluğuna göre tazmin zorundadır.

Örneğin bir işletmenin şoförü tarafından kullanılan motorlu araç yolculardan birine zarar vermişse aracın işleteni Karayolları Trafik Kanunu madde 85 gereğince tehlike sorumluluğuna (kusursuz sorumluluk) göre, aracı kullanan şoför Türk Borçlar Kanunu madde 49 uyarınca kusur sorumluluğuna (haksız fiile), sigortacı ise sözleşmeye (poliçe) ilişkisine göre gerçekleşen zararı tazmin etmek zorundadır. Somut davaya gelince davacının maliki olduğu araç davalıların sürücü, işleteni ve trafik sigortacısı olduğu aracın kusuru ile neden olduğu kazada hasarlanmıştır…Davacı vekili dava dilekçesinde kusursuz olduğunu belirterek zararın tazminini davalılardan talep etmiş, ıslah dilekçesinde ise müşterek ve müteselsilen talep ettiğini açıklamıştır. Davacı vekilinin zararın tamamını davalılardan talep etmesi davacının müteselsil sorumluluk ilkesine dayandığının bir göstergesidir.

Nitekim YHGK …… 1983 t …-553/724 E/K belirtildiği gibi bir davacının kendilerinin tamamen kusursuz olduğundan söz ederek zararlı sonucu meydana getiren müteselsil borçlulardan biri aleyhine açtığı bir davada, zararın tümünü talep etmesi, örtülü olarak değil, aksine Borçlar Yasasının 142. maddesinde öngörülen teselsül kuralına açık bir şekilde dayandığının en belirgin kanıtıdır; bu gibi durumlarda; müteselsilen sözcüğünün dava dilekçesinde kullanılmamış olması sonuca etkili değildir şeklinde kararı bu yöndedir. Müteselsil sorumluluk kanundan doğan bir sorumluluk türüdür.

Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, davacı kusursuz olduğuna göre zararın tamamını isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. Davacı vekili açıkça davalının kusuru oranında sorumlu tutulmasını istemediğine göre davada dava dışı kişinin de kusurunun bulunması davalıların müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağından davalıların zararın tamamından sorumlu tutulması gerekirken…” Müteselsil sorumlulukta dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da kusurların oranıdır. Sorumlu kişilerden birinin kusuru hafif olsa da, zarar gören kişi, ondan da zararın tümünün giderilmesini isteyebilir. Böylelikle hafif kusurun tespit edilmesindeki etki, müteselsil sorumlulukta söz konusu edilemez.

Ayrıca illiyet bağının olması da gereklidir. İlliyetin olduğundan bahsedebilmek için, zararı veren kişilerden her biri tek başına zararı meydana getirmeye yeterli ve ayrıca birbirinden bağımsız nedenlerin de bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.09.1977 T. 7150/8449 S. 14.01.1982 T. kararında yer verildiği üzere, birden fazla kimsenin ortaklaşa bir tertip vücuda getirmeleri ve zararlı sonucun böyle bir tertip içinde vuku bulan faaliyetlerinden birisiyle gerçekleşmesi halinde, sonucu meydana getiren eylemin kimin tarafından işlendiği anlaşılmasa dahi, tertibe dâhil olanlardan her birinin müteselsil (BK. Md. 50) sorumluluğu kural olarak benimsenmiştir. Somut olaylarda da madde kapsamı dâhilinde değerlendirilmesi için söz konusu zarara ortaklaşa neden olmak gerektiği gibi birçok kişinin ortaklaşa kusurunun da bulunması gerekir.

Eylemi gerçekleştiren kişilerin eylemlerinin ortaklaşa sayılabilmesi noktasında farklı görüşler mevcuttur: Daha öncesinden bilerek ve isteyerek hareket etmeleri gerektiğini savunan görüş vardır. Diğer bir görüş ise önceden anlaşmış olmaları gerekmediğini ve bunun yanı sıra birbirlerinden hareketsiz bir tek ve aynı zararlı sonucun meydana getirerek aralarında iştirak olmasını yeterli gören görüş bulunmaktadır. Başka bir görüşe göre ise ortak kusurun söz konusu olabilmesi için eylemi işleyenlerin önceden birbirleriyle anlaşmak suretiyle veya eylemlerinden haberlerinin bulunması, birbirlerinin farkında olarak ortaklaşa hareket etmeleri gerekir.

Ortaklaşa kusur açısından Yargıtay Hukuk genel Kurulunun 09702/1955 gün, 3/9 Esas, 9 Karar sayılı ilamına göre, Borçlar Kanununda öngörülen müteselsil sorumluluk hükümlerinin uygulanarak zararı meydana getiren kişilerde kasdi bir ıttıhadın (birlik olmak) olması gerektiğini savunmuştur. Diğer yandan Üçüncü Hukuk Dairesinin 05/07/1956 Gün, 5143 Esas, 3851 Karar Sayılı ilamında ise şu şekilde yer verilmiştir: “Müştereken ika edilen haksız fiilerde fiilin gerçekleşmesinden sonra haksız fiilerde fiilin gerçekleşmesinden evvel aralarında bu hususta bir ittifak olmasa dahi, faillerin her birinin yaptığı zarar miktarını tespit kabil olmadıkça, bunların ayrı ayrı zararın tamamından mesul olmaları icap eder.”

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın