Bazıları vardır ki, yaşamında sayısız badire ve zorluk atlatmış; kiminin üstünden gelmiş, kimi hadisenin ise tesiratı altında ezilmiştir. Bazıları vardır ki, hayatlarında yaşadıkları sayısız tecrübe, uğraşı ve savaşın yanında, öldükten sonra dahi cenazeleri rahat bırakılmamıştır. Bu yazıda, öldükten sonra mezarlarında bile rahat bırakılmamış bazı tarihi şahsiyetleri ve ünlü kişileri inceleyeceğiz.

Emir Timur

Timur Devleti’nin kurucusu Emir Timur‘un mezarı, Sovyetler Birliği’nin hudutları içinde kalıyordu. Stalin döneminde Timur’un mezarının açılmasına karar verildi. Özbek halkı, mezarın açılmaması adına elinden gelen uğraşı gösterdi, protestolarda bulundu. İnsanlar, mezarın açılmasının uğursuzluk getireceğine inanıyorlardı. Endişe, tedirginlik hâkimdi. Bazı inanışlara göre ise mezardan çıkacak şahıs, Timur, tekrar eline bir kudret geçirirse, bütün Sovyet halkını kırıp geçirecekti.

Fakat Stalin’in emri ile Timur’un mezarına giden arkeolog ekibi, Özbeklere ve bütün ikazlarına karşın mezarını açtı. Timur’un mezar taşında “Ben ölümden uyandığımda tüm dünya titreyecek” yazıyor; türbesinin içinde ise “Her kim mezarımı rahatsız ederse benden daha korkunç bir istilacıyı serbest bırakır” yazıları bulunuyordu. Fakat, bu ikaza kulak verilmedi.

Timur Han’ın cesedi, gömülü olduğu kabrinden çıkarılarak naaşı incelendi. Timur’un, tıpkı rivayetlerde anlatıldığı gibi aksak olduğu, buna kalça kemiğinde bulunan bir dezenformasyonun sebep olduğu anlaşılıyordu. Boyunun 173 cm olduğu ortaya çıktı ve kafatası-kemik ölçümleri yapılarak, sureti ortaya çıkarıldı.

Timur’un Laneti

Fakat, ikazlara kulak verilmemişti. Lanet çağırılacaktı. Timur’un yeniden defnedilmesinin İslami usullere uygun yapılması dahi, gelecek yıkımı engellemiyordu.

Timur’un kabrinin açılmasından iki gün sonra Nazi Almanya’sı, Rusya’ya saldırdı. Sadece bu coğrafyada 20 milyondan fazla, dünya genelinde 100 milyon civarı insan öldü.

Yıldırım Bayezit

Yıldırım Beyazıt, Timur’un en büyük rakibiydi. Ankara Savaşı‘nın neticesinde, Osmanlı yenilmiş, Fetret Devri yaşanmış ve devlet dört parçaya bölünmüştü. Yıldırım Bayezid ise, Timur’a tutsak düşmüştü. Kaderi, tıpkı tutsak düştüğü, meydanda düşman, ama hususi ilişkilerinde çok daha özel bir yakınlığı olan, bu zata benzeyecekti.

Osmanoğulları ve Karamanoğulları arasındaki ihtilaf ve savaşlar, 200 yıla kadar yakın sürmüştü. Fatih Sultan Mehmed‘in, Karamanoğulları Beyliğini ilhak etmesiyle sonlanmış ki buraya şerh düşelim, şu gün bile bu ihtilaf devam etmektedir, bu uzun hesaplaşmadan kısa bir süre önce, Karamanoğulları, Osmanlı seferde iken, şiddetli bir taaruz ile Osmanlı’nın başkentini, Bursa’yı düşürmüş; bu sırada Sultan Bayezid’in kabrini açarak kemiklerini yaktırmıştı.

Bu olay yaşandıktan yıllar sonra, Karamanoğulları beyliği, bir daha kurulmamak üzere parçalandı ve Osmanlı’ya katıldı. Konya-Karaman coğrafyasında yaşayan toplum, Balkanlar başta olmak üzere muhtelif topraklara gönderildi ve bir daha asla yurtlarına geri dönemediler. Bu sebeple olsa gerek ki, Sultan Vahidettin Han yurdu terk ederken, Boğaz’ın yakasında Karaman lehine sloganlar atılıyordu.

Tutankhamun

Mısır Hanedanlığı‘nın 18. firavunu olan Tutankhamun MÖ 1332-MÖ 1323 yılları arasında hüküm sürmüştür. 19 yaşında hayatını yitiren Tutankhamon’un mezarı, 1922 yılında, Lord Carnarvon‘un finansal desteğini sağladığı Howard Carter tarafından Krallar Vadisi‘nde keşfedilmiştir. Mezarının üzerinde ”Firavunun mezarına her kim dokunursa ölümün kanatları onu saracaktır.” yazıyordu. Bu keşfin ardından bazı esrarengiz olaylar yaşanmıştır.

İlk olarak, cenazeyi keşfeden Carter’in çok sevdiği kanaryası, bir kobra yılanı tarafından yendi. Kobra yılanının, Mısır firavunlarının sembolü olduğunu söyleyelim.

Daha sonra, Lord Carnavron ansızın hastalandı. Kan zehirlenmesi olduğu söyleniyordu ve kısa bir zamanda vefat etti. Eş zamanlı olarak lordun köpeği Susie ulumaya başladı ve bu sırada öldü. Böylece lanet dedikoduları tesirini artırıyordu.

Amerikalı milyoner George Jay Gould, merakına yenik düşerek mezarı ziyaret etti. Fakat aynı gün hayatını kaybetti.

A. C. Mace, Carter’ın yardımcısıydı. Ateş nöbetlerine yakalandı. İşi bıraktıysa da takip eden zamanda hayatını yitirdi.

Richard Bethell, Carter’ın diğer yardımcısıydı. Takip eden yıllarda, kan dolaşımı yetersizliğinden öldü.

Radyolojist Archibald Reid, Tutankamon’un yaşını tespit etmek adına X ışınları ile mumyada incelemeler yaptı. Fakat kısa bir süre sonra o da öldü.

Lord Carnavron’un yakın arkadaşı da cenazeye katılmak için Mısır’a geldi. Merakına yenik düşüp firavunun mezarına yaklaştıktan 12 saat sonra ateşlenerek öldü.

Yıllar sonra, Tutankamon’un mezar kalıntıları 1972 yılında Londra ve Amerika’da sergilendi. Bu esnada birçok esrarengiz ölüm vakasına şahit olundu.

Mısır Eski Eserler Bölümü Müdürü Dr. Gamaleddin Mehrez, lanet söylentilerinin asılsız olduğunu söyleyip halkı teskin etti. Ancak bu açıklamasından sadece 4 hafta sonra kendisi de vefat etti.

Vehbi Koç

Vehbi Koç, Koç ailesinin bugünkü devasa mirasının temellerini atan ünlü bir iş adamıdır. Kariyerine 1917 tarihinde babasının açtığı küçük bir bakkal dükkanı ile başlamıştır. Ticaretle uğraştığı yıllar içerisinde büyümüş, 1928 yılında Ford ve Standard Oil gibi firmaların distribütörlüğünü alarak iş hacmini uluslar arası boyuta taşımıştır.

Vehbi Koç 76 yıl boyunca sürdürdüğü iş adamlığı boyunca çeşitli alanlarda 108’den fazla şirketi Koç Holding çatısı altında oluşturmuştur.
Bir isim bu kadar büyük olunca zamanında onu kaçıramayacak birkaç uyanık şeytana pabucunu ters giydirircesine çılgınca bir fikre kapılmışlar.

Sene 1996 yılıdır ve plan oldukça basittir. 24 Ekim 1996 yılında hayata geçirdikleri plan şöyledir. Hırsızlar gece gizlici Zincirlikuyu Mezarlığı’na giderler ve Vehbi Koç’un naaşını mezarı kazarak çalarlar. Daha sonrasında ise nebbaşlar bir şekilde Koç Ailesi ile irtibata geçerek naaş karşılığı fidye isterler. Ancak Koç Ailesi bunun bir sonu olmayacağını, aileden her biri vefat ettiğinde aynı riskin devam edeceğini öngörerek bu fidye isteğini redderler. Daha sonrasında naaş karşılığı Kanal D’den 20 Milyar Türk Lirası istenir ancak Kanal D görüşme teklifini kabul etmez.

Kanal D ile şansını deneyen ancak başarılı olamayan hırsızlar Cem Uzan’ın şirketine ait olan kanal İnterstar ile 25 milyar Türk Lirası karşılığında anlaşırlar ancak elbette bu anlaşma tuzaktır. Zanlılar gözaltına alınırlar ve akabinde de Vehbi Koç’un naaşının çok da uzak da olmadığı, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda boş bir mezara nakledildiği anlaşılır. Kısa süre içinde naaş eski yerine geri taşınır.

Mustafa Kemal Atatürk

Türkiye Cumhuriyeti kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk, son istirahatgahına meşakkatli yollardan geçerek uzun yıllar içerisinde kavuşabilmiş insanlardan biri. Herkesin bildiği veya internetten kolayca öğrenebileceği üzere Mustafa Kemal, 1938 yılında ve Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yummuştur. Daha sonrasında Ata’nın naaşı Yavuz Zırhlısı’na konularak, İzmit’e götürülmüştür. Buradan da Ankara’ya aktarma yapılmıştır.

Dolmabahçe’de, Yavuz Zırhlısı ile seyahat ederken, Ankara Garı’nda kısacası gittiği ve uğradığı her yerde kortejler naaşa eşlik etmiş ve sonunda naaş Etnografya Müzesi’ne nakledilmiştir. Atatürk’ün naaşı müzede 15 yıl boyunca kalmıştır. 15 yıl sonra takvim 4 Kasım 1953 yılını gösterdiğinde, Adnan Menderes ve Demokrat Perti Hükümeti’nin muktedir olduğu dönemde, Ata’nın kabri nihayet müzeden çıkarılarak bugünkü yeri olan Anıtkabir’e nakledilmiştir.

Francisco Goya

Ressam Francisco Goya, 1828’de Fransa ziyareti sırasında bir inme neticesinde hayatını kaybetti. 1899’da İspanyol hükümeti onu Madrid’e defnetmek için izin aldı, ancak Fransa’ya atanan İspanyol konsolosunu Bordeaux’ta onun  mezarını açtığında, içinde iki iskelet buldu. Ama daha da kötüsü, içeride sadece bir kafatası vardı.

Yaşanan üzerine Madrid’e bir telgraf gönderilerek durumun vehameti aktarıldı. Fakat Madrid Hükümeti, “Kafa ile ya da kafa olmadan gönder” cevabıyla cenazedeki ısrarını sürdürdü.

Bugün Goya’nın mezarı, bütün kalıntıları ile Madrid’in San Antonio de la Kilisesi‘nde gömülüdür.

Ludwig van Beethoven ve Franz Schubert

İki büyük bestecinin mezarı da Kuzeybatı Viyana’daki bir mezarlıktaydı. Fakat bir nebbaş, iki mezarı da boşaltmıştı. Üstelik Viyana’daki bu mezarlık, yapısal çalışmalar nedeniyle tümden taşınırken dahi bu hırsızlık fark edilemeyecekti. Mezar hırsızı ise asla bulunamadı.

Geronimo

Efsanevi Apache şefi Geronimo‘nun torumlarının 2009 yılında Yale’nin ünlü ezoterik topluluğu olan Skulls and Bones‘a dava açmasıyla birlikte duyulan hikayeye göre, grup üyeleri, 1918 yılında atalarının mezarını soymuştu ve kafatası ise cam bir kutuda tutarak saklamışlardı.

Uzun süre bu iddia, geçerli kanıtlar ile tam olarak desteklenememişti. Ancak Geronimo’nun bir savaş esiri olarak Oklahoma’da öldüğü zamanlarda, bir Bonesman’ın, bu hırsızlığın yaşandığına inandığı ve bunu kaleme aldığı anlaşıldı. Grup üyesi, kayıt defterinde “Mezarın demir kapısını açmak için balta kullanmışlardı” ifadeleriyle grup arkadaşlarından bahsediyordu. Fakat grup üyeleri bu iddiayı şiddetle reddetmişler, Geronimo’nun mezar taşının üzerinde demir bir kapının bile bulunmadığını iddia etmişlerdi!

Takip eden süreçte dava teknik gereçkelerle reddedildi ve Skulls and Bones grubu kendisini akladı! Ancak Geronimo’nun kafatasının bugün dahi Yale’deki kulübün “mezarlığında” olduğu söylenir.

Charlie Chaplin

Tarihin en ünlü komedyeni Charlie Chaplin de mezarı çalınan ünlüler arasındadır. 1978 yılında ünlü komedyenin mezarı, nebbaşlar tarafından, fidye alabilecekleri umuduyla boşaltıldı. 1977 yılında vefat eden Chaplin’in iskelet kalıntıları sadece bir yıl sonra, 2 makine işçisi tarafından mezarı boşaltılarak kaçırıldı. Charlie Chaplin’in iskeletleri bir süre, mezarlığın yakınında bulunan bir mısır tarlasında saklandı. Daha sonra mezar soyguncuları, Chaplin’in dul karısı Oona‘yı çağırarak, ondan 600.000 dolar talep ettiler.

Fakat Oona bu teklifi kabul etmedi. Charlie Chaplin’in de aynı şekilde davranacağını, bu yaşananın absürd olduğunu söyleyerek polislere haber verdi.

Mezarı bir otomobil galerisi açmak için çalan hırsızlar yakalandıktan sonra, Charlie Chaplin’in mezarı ağır bir beton tabaka tarafından örtüldü.

F. W. Murnau

Nosferatu (1922) filmiyle tanınan Alman yönetmen F.W. Murnau 1942’te öldü. Fakat 63 sene sonra, 2015’te Stahnsdorf’taki mezarına zorla girildi ve birileri kafatasını alıp mezarlıktan sıvıştı. Alman basınında çıkan haberlere göre, soyguncular hırsızlık sırasında kullandıkları mumlardan kaynaklı mum tortularını iz olarak geride bıraktılar. Kimse yakalanmadı, ancak magazin dergileri suçun arkasında bir tür gizli sebep olabileceğini iddia etti. Tabii ki, sadece korkunç bir ödül kazanma hırsı sebebiyle de kafatasının çalınmış olabileceğini söylemek mümkün.

Percy Byshe Shelley

Teknik olarak bu bir mezar soygunculuğu değildi, ama yine de bunun bir mezar soygunculuğu olabileceği söylenebilir. Romantik şair Percy Byshe Shelley, 1822’de bir gemi enkazında ölmüş ve cesedi İtalya plajında yakılmıştı. Ancak bedeni tamamen alevlerin etkisiyle yok olmadan önce, arkadaşlarından biri kalbini cenaze töreninden almaya karar vermişti.

Özellikle Shelley’nin arkadaşı ve biyografi yazarı Edward Trelawny’nin bu olaya yaklaşımı farklılık göstermektedir. Trelawny, şairin kalbini alevlerden topladığını ve nihayetinde onu Shelley’nin dul eşi Mary’ye iade ettiğini iddia ediyor. Bununla birlikte, bazı bilim adamları, su basması ve dolayısıyla alevlere maruz kalması daha muhtemel olan şairin karaciğerini çıkarmanın daha mümkün olduğunu düşünüyor.

Shelley’nin külleri Roma’daki Protestan Mezarlığı’nda bulunmaktadır. Mary Shelley ölen kocasının kalbini ölünceye kadar masasının çekmecesinde ipek bir örtüye sarılı bir şekilde sakladı, sonrasında Bournemouth kasabasındaki St. Peter’s Kilise Bahçesi’nde bulunan aile mezarlığına defnedildi.

Abraham Lincoln

Abraham Lincoln, 1865’te öldürüldükten sonra, Springfield, Illinois’teki Oak Ridge Mezarlığı‘nda mermer bir lahide defnedildi. Mezar bir asma kilitle sabitlenmişti ve lahit kapağı sıva ile kapatılmıştı. Oldukça güvenli olduğunu düşünebilirsiniz, ama bu, teknik imkanlara sahip, hırslı bir soyguncu çetesinin önüne elbette ki geçemeyecekti.

1876’da bir grup Lincoln’ün cesedini çalıp ABD hükümetinden fidye talep etmek için bir plan yaptı. Mezar soygunu konusunda fazla deneyime sahip olmayan grup lideri Big Jim Kinealy, yardım etmesi için fazladan bir adam tuttu. Ancak, Lewis C. Swegles‘i de (hükümet muhbiri) getirerek hata yaptı.

Hırsızlar harekete geçtiğinde, Gizli Servis ajanları mezarlıkta beklemekteydiler. Ve çete, mezarın asma kilidini açıp tabutun içine girmeyi başarsa bile kurşun kaplı kapak kaldırılmaları için çok ağırdı. Onlar kapakla uğraşırken, bu sırada yetkililer içeri girdi. Çete tutuklandı ve Lincoln’ün kalıntıları daha güvenli bir şekilde gömüldü. Artık 4000 kiloluk çimentonun altında bulunan çelik bir kafesin içindeydi!

Benny Hill

Komedyenlikteki başarısı ile ünlenmiş; Benny Hill olarak bilinen Alfred Hawthorne Hill 1992’de öldü. Oldukça mütevazi görünümlü bir mezara, Southampton, İngiltere’de Hollybrook Mezarlığı’na gömüldü. Ama ne var ki defninin kısa bir zaman sonrasında, mezara oldukça yüklü miktarda altın ve ziynet eşyası ile gömüldüğü söylentileri ayyuka çıktı.

Hiç kimse bu söylentinin ilk olarak kim tarafından ortaya atıldığını bilmiyordu. Ve söylentinin ardından, çok geçmeden beklenen yaşandı. Defnedilmesinden altı ay sonra, soyguncular, ünlü komedyenin mezarına giriyorlardı. Yetkililer olay yerine geldiğinde, artık çok geçti. Hill’in mezarı açılmıştı, tabutunda ise bir tahta eksikti. Ama vücudunun kalıntıları neyse ki yerinde duruyordu. Bu mezar, mevtanın tekrar rahatsız edilmemesi adına dev bir taş levha ile kapatılarak, tekrar gömüldü.

Marquis de Sade

Marquis de Sade, hayatının son yıllarını Fransa’nın Charenton kentinde yasaklı ve kısıtlanmış olarak geçirdi. Sadizmin kurucusu olarak kabul edilen de Sade’ın bu yasağa tabii tutulmasında, yazdığı eserlerin kışkırtıcı ve oldukça pornografik olmasının nedeni büyüktü.

Marquis de Sade, akıl hastanesindeki doktoru L. Ramon‘dan, ölümünün ardından mezarının, mülkünde bulunan ağaçların arasına gömülmesini istemiş, meşe palamutlarınınsa mezarının üzerine dağılmasını talep etmişti. Böylece bir zamanın ardından mezarının kaybolacağını ve kimseler tarafından bulunup, ziyaret edilmeyeceğini düşünmüştü. İnsanlığa karşı böylesi bir mesafesi vardı.

De Sade’ın ölümünün ardından, aynı zamanda bir frenoloji uzmanı olan Doktor Ramon, Sade’nin kafatasında küçük bir çarpmanın işaretini tespit edecekti. Kemik sırtlarında ve vücudunun muhtelif yerlerinde de bazı ezilmeler ve yaralanmalar bulacaktı. Bize kalan bu veriler ne denli doğrudur bilinmez ama, Ramon’un analizlerinin ardından, Sade’nin kafatasını kendisine teslim etmesini isteyen bir başka frenoloji uzmanı doktor daha sahada kendini belli edecekti: Johann Spurzheim!

Ramon’u, kafatasını kendisine vermesi için ikna eden Doktor Spurzheim öldüğünde, koleksiyonunda de Sade’nin kafatası bulunuyordu! Zaman içinde, vücudunun kalan kısmı gibi, Sade’nin kafatası da esrarengiz olaylar silsilesinde yerini alarak kayboldu. Vakanın arkasında dini cemiyetlerin ve kilise otoritesinin parmağı olduğu düşünülmektedir.

Wolfgang Amadeus Mozart

20. yüzyılın başlarında Avusturya’nın Salzburg şehrinde, Mozart’ın sergisinde, Mozart etiketli bir kafatası sergilenmişti. Kafatasının ünlü piyanist Mozart’a ait olup olmadığı, uzun yıllarca tartışılmış da olsa, kesin kanıtlar hiçbir zaman bulunmadı ya da topluma servis edilmesi. Ancak en meşhur ve saygı gören hikaye, ünlü bestecinin ölümünden 10 yıl kadar sonra, bir nebbaş tarafından mezarlığının boşaltıldığı ve kafatasının çalındığı yönündedir.

Yaşadığı zamanın zengin olmayan Avrupalıları gibi tıpkı Wolfgang Amadeus Mozart da ortak mezar olarak tabir edilen, halk mezarlığına gömülmüştü. Bu ortak mezarlar düzenli olarak yeni bedenlere yer açmak için temizleniyor, eski cenazelerin nerede bulunduğu ise kimse tarafından önemsenmiyordu.

Belki müziğine yahut şahsiyetine aşık bir mezarcı tarafından çalınmıştı ünlü bestekârın kafatası. 1902 yılında, kafatasının sağ temporal kemiğine “musa vetat mori” (muse, ölümü önler) notuyla, Mozarteum‘a bağışlandı.

Tarih 1980’lerin sonunu gösterdiğinde, Dr. Pierre-François Puech adlı Fransız antropolog tarafından Mozart’a ait olduğu öne sürülen kafatası detaylı bir şekilde analiz edildi. Dr. Puech, analizlerinin sonucunda, kalıntıların, Mozart’a ait portreler ile eşleştiğini söyleyecekti. Üstelik doktora göre Mozart, doğal yollardan ölmemiş olabilirdi. Zira kafatasında, bir düşme ya da çarpma neticesinde, ölümcül olabilecek ezilmeler keşfedilmişti.

Günümüzde de Mozart’ın kafatası Mozarteum’da bulunmaktadır, ancak muhtelif nedenlerle sergilenmemektedir.

Joseph Haydn

Ünlü bestekâr Josph Haydn‘in hayatındaki belki de en büyük yanlışlarından biri ki bunu ona sorsanız belki de bambaşka bir yanıt verecektir, bir frenoloji uzmanı olan Joseph Carl Rosenbaum ile arkadaş olmaktı. Rosenbaum, çılgın düşüncelere sahip bir bilimadamıydı. Bir insanın özündeki varlığın, kafatasının ardında olacağına inanıyordu. Kafatası okuma çılgınlığını, dolaylı yoldan Nasyonal Sosyalizm hareketinin başlamasının sebeptarlarındandı. Hatta öyle ki Rosenbaum’un dönemindeki bazı frenoloji uzmanları, “melodi organı” adındaki bir organa inanıyorlardı. İnançlarına göre bu organ, gözün üzerinde bir çıkıntı meydana getiriyordu ve bu “müzikal dehanın” açık bir işaretiydi.

Ünlü besteci Haydn’in ölümünün ardından Rosenbaum, gerekli kanallara, gerekli miktarda rüşvet vererek, ünlü bestecinin kafatasını ele geçirdi. Kafatasını yıllarca evinde, altın bir lirle süslenmiş siyah bir kutuda sakladı. Bu hırsızlık ancak on yıl sonra keşfedilebilecekti. Dönemin Avusturya prensi, onu daha ihtişamlı bir mezara gömmeye karar verdiğinde, bestecinin kalıntılarında kafatasının bulunmadığı anlaşılacaktı. İfşa olunan Rosenbaum, karşısında devlet olmasına karşın, gerçek kafatasını vermek yerine, sahte kafatası ile prensi kandırdı. Haydn’in gerçek kafatası ölümünden 45 yıl sonra, 1954 yılında ancak bulunabilecekti.

Ayrıca sitemizde bulunan Rosetta Taşı Nedir? Rosetta Taşı’nın Yazılanlar Nelerdir? yazımızı size özel olarak tavsiye ediyoruz.

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın