PLATON’UN DEVLET ANLAYIŞI

  1. PLATON’UN DEVLET ANLAYIŞI

Platonun devlet anlayışına ilişkin değerlendirmede bulunabilmek için öncelikle dönemin koşullarını değerlendirmek gerekir. Bu nedenle üzerinde durulması gereken ilk değerlendirme Antik Yunanda devlet kavramının nasıl ele alındığı ve değerlendirildiğine ilişkin olacaktır[1]. Devlet kavramı kuramı geliştiren ve ortaya koyan durum, muhtevasında yer alan adalet kavramından ortaya çıkar. Bu kavram uzun zaman boyunca gözler önünde bulunan ve üzerine geliştirilen tezlerle birlikte politik ve ahlaki bağlamda değerlendirmelere tabi olmuştur[2].

Platon’un devlet anlayışına yönelik düşüncesinde ütopik devlet teorileri yer almaktadır. Bu duruma ilişkin devlet kuramında farklı yorumlamaların olması mümkün olmakla birlikte Platon’da devlet kavramını değerlendirirken Politeia’nın göz önünde bulundurulması gerekir[3]. Platon’un bu eserinde geçen diyaloglarda ise adalet kavramına ilişkin açıklamalarda bulunulmuştur. Bu açıklamalar neticesinde adalet kavramının göreceli bir kavram olduğu ancak ideal devlet olarak adlandırılan devletin oluşması için olmazsa olmaz bir unsur olduğundan şu şekilde söz edilmiştir[4]: “Adalet, başı dara düşüp bir kimseyi aldatmaktan ya da yalan söylemekten; bir Tanrıya kurban adağı ya da bir insana para borcu kalıp da öbür dünyaya korku içinde yollanmaktan kurtarır insanı.” Bu ifadeyle birlikte, adaletin veya doğrunun doğruluğuna ilişkin açıklamada bulunulmuştur.

Platon, Devlet adlı eserinde adalet kavramının oluşması için devlet yönetiminin ne şekilde olması gerektiğine ilişkin durumun üzerinde durmuştur. Bu durumun söz konusu olabilmesi için ne gibi sorunların ortaya çıktığı üzerinde de durulmuştur. Platon’un tasvir ettiği devlet modelinin gerekli ve olması gerektiğini savunur. Bunun yanı sıra bilgelik ve adalet de bu devletin unsurları arasında olması gerektiğini söylemiştir. Devletin diğer kavramlarından biri olan bilgelik olarak adlandırdığı kavram, devlete tabi olanların nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkindir. Bunun yanı sıra bu kavramın da adalet kavramıyla birlikte kullanılması gerektiğini savunur[5].

Platon’a göre adalet kavramı, doğrudan devletin ortaya çıktığı anda oluşması gereken kavramlardan biridir. Yurttaşların kendi faaliyetleri çevresinde devlet içinde yaşaması ve her alana müdahalede bulunmamaları adalet olarak adlandırılmaktadır[6]. Adalet tanımının yapılmasıyla birlikte insan ruhuna ilişkin yapılan açıklamalarda, adalet kavramının göreceli bir kavram olduğu ve buna ilişkin gerekli ölçütün de bu kıyasla yapılması gerektiği üzerinde durulur. Devletin var olduğu anda adaletin olması gerektiğini savunan Platon, adaletin insandaki durumuna ilişkin genel açıklamada bulunmasını gerektiğini ifade eder. İnsanın özünde bulunan bilgelik ve adaletin devlete de aktarılması gerektiğini ifade eder.

  1. Antik Yunanda Devlet Kavramı

Antik Yunanda devlet kavramına bakıldığında, yaşayan bireylerin sahip olduğu mülkiyet hakkının korunması için site devleti kurulmuştur. Kurulan bu şehir devletlerine, site devleti anlamına gelen Polis adı vermiştir[7]. Ortaya çıkan bu devletlerin görevlerinden biri sınırları içinde yaşayan yurttaşların sayısıyla orantılı olarak gerekli üretimin yapılmasını sağlamak ve üretimde kullanılan kölelerin korunmasını sağlamaktır. Bunun yanı sıra devletin görevlerinden bir diğer de Yunan demokrasisinin devamlılığı sağlamaktır. Yönetimde mülk sahibi bireylerin oy kullanmaları ve gerekli haklara sahip olmasını sağlanırdı. Söz konusu bu demokraside oy kullanma hakkı olanlar azınlık olmakla birlikte eşitlik ve özgürlük ilkesi de devlet içinde var olan kavramlar içindeydi. Bu nedenle yurttaşların tam anlamıyla devlet tarafından kontrol edilmesi ve gerekli düzenlemelere tabi tutulması da söz konusu durumlardan biri değildir.

Antik Yunanda devlet kavramına ilişkin dikkat çeken hususlardan bir diğeri de kölelik kavramının yaygın bir kavram olmasıydı. Devletin köleler üzerindeki etkinliği, üretim ilişkilerinin sürdürülmesi için kullanılan hallerdir. Köleye sahip olanlar, sahip olduğu hakları sürdürebilmek için yasaların düzenlenmesine ilişkin söz sahibi kişilerdir. Bu gibi hallerde köleciliğin devam etmesi için gerekli düzenlemeler de siyasi yapılanmayla birlikte etkinliğini korumuştur[8]. Kölelerin kontrol altında tutulabilmesi gerekli kolluk kuvveti de mevcut halde bulundurulmuştur.

Antik Yunan devletlerinde zaman içinde görülen değişimlerden bir diğeri ticari yaşamın değişmesiyle birlikte ortaya çıkan durumlardır. Ticaretin artması ve gelişmesiyle birlikte ekonomik durumlar değişiklikler göstermiştir ve durum toplumda değişimlerin olduğunu göstermiştir. Çıkar çatışmaları ve toplumsal sınıflar arasında mücadelelerin de olduğu görülmeye başlanmıştır[9].

Antik Yunanda yaşayan halk, yönetime ilişkin birçok sistem ve sınıfla karşı karşıya kalmıştır. Halkın yönetimi olarak ifade edilen demokratik yaşamda halk, Yunan toplumunda bulunan tüm kişileri ifade etmemektedir. Bu kavrama dâhil edilenler yalnızca özgür insanlardır[10]. Toplumda bulunan köleler mal gibi muamele görmekte ve üretime ilişkin kişiler olduğu göz önünde bulundurulmaktaydı. Bu nedenle de insan olarak değerlendirilmemekle birlikte özgür de kabul edilmemektedir.

Toplum yapısından halk kavramı değerlendirildiğinde Antik Yunan’da halk, farklı toplumsal kesimlerden oluştuğu görülmektedir. Halk içindeki bu ayrım, kişilerin büyük toprak sahibi olmasına, ticaret ya da zanaatla uğraşmasıyla, az miktarda toprağa sahip olmasıyla ya da toprağı ve zanaatla uğraşmasına rağmen kentte yaşayan ve çalışan kişilerden oluşmaktaydı[11]. Bu kesimde sayılan kişilerin eşleri ya da kızları, toplumsal ve aynı zamanda siyasal alana dâhil edilmemekle birlikte siyasi hakları bulunmamaktaydı. Antik Yunanda toplumsal yapıya bakıldığı zaman ve demokrasiye ilişkin değerlendirme yapıldığında kadınların ve yabancıların kısmen özgür oldukları görülür. Demokrasi her ne kadar toplumdan gelen bir kavram olsa da toplumda yer alan bazı kesimlerin birtakım haklardan mahrum olduğu görülür. Antik Yunan’da halk olarak ifade edilen kişiler, siyasi haklara sahip olmamakla birlikte toplumsal eşitsizliğin olduğu görülür.

Devlet kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için yurttaşlık ve siyasal haklar kavramlarının da üzerinde durulması gerekir. Antik Yunanda yurttaş, siyasi haklarını kullanabilen kişileri ifade eder. Bunun yanı sıra yurttaş kavramı günümüzdeki yurttaş kavramından farklıdır. Yunan devletinde yaşayanların siyasal durumunu anlayabilmek için, yurttaşların bulunduğu konumu anlamak gerekir. Yurttaşların kendi yönetimine katılmalarıyla ilişkili durumlar, toplumsal gerçekliğin ne şekilde belirlenebilir olduğuyla da ilişkilidir[12]. Bununla birlikte yurttaş kavramının içinde, siyasal katılım sağlayan ve hak sahibi bireylerin olduğu görülmektedir. Antik Yunan devletlerinde birçok farklı kent devleti olmasının yanı sıra toplumsal süreçler içinde toplum yapısının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Siyasal katılım hakkı olan yurttaşların, siyasete katılmalarının yanı sıra toplumsal haklarının olduğunu da söylemek mümkündür. Memur olabilme, askere katılabilme, seçme ve yönetme gibi hakları bulunan yurttaşlar, toplumun geleceğini şekillendirmeye elverişli faaliyetleri gerçekleştirme imkânına sahiptirler. Ancak yurttaşların durumuna bakıldığında, kendi içinde farklılıkların olduğu da görülür[13]. Farklı rollere sahip yurttaşlar, devletin geleceği için farklı rollere bürünmüş ve farklı davranışlar sergiledikleri görülür. Ekonomik açıdan daha zayıf konumda bulunan kimselerin sadece mecliste söz alma imkânı vardır. Ancak diğer yandan ekonomik açıdan daha iyi bir konumda bulunan yurttaşların ise yönetici konumunda bulundukları ve daha geniş haklara sahip olduğu görülür.

Özgürlük kavramı açısından Antik Yunan’da söz konusu olan durumun değerlendirilmesi gerekirse, toplumsal ve siyasal hayatta etkileyici bir faktör olan özgürlük, bireylerin topluma yönelik bir davranışta bulunmasını etkileyici unsurlardır. Bu açıdan özgürlük kavramı değerlendirildiğinde, devletle bir bütün olduğu görülür. Kent devlet yapısında olması gereken unsurların dini, askeri ve ekonomik alanlarla bütünleşik halde olması sebebiyle yurttaşların sınırlarını da kentin durumu belirlemektedir. Bu nedenle de kent dışındaki kişilerin haklardan yaralanamayan, en az köle kadar haklardan mahrum kişiler olarak değerlendirilirdi[14]. Bu nedenle de kentin dışında herhangi bir yaşam alanı bulunmazdı denecek kadar azdı. Kentte var olan dayanışma ortamı ve yardımlaşma, kentin dışında görülmemekle birlikte bu unsurların kenti kent yapan unsurlar olduğu düşünülmüştür[15].

Kent yaşamında söz konusu olan bu durumu, bireylerin toplum içinde anlamlı olduğu ve topluluğun bir parçası olunması gerektiği düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra Antik Yunan’da yurttaşların kentle bir bağ kurması sonucu bütünsel bir yapıda olması sonucunda toplumsal ve siyasal kimliğin meydana geldiği görülmüştür[16].

Değerlendirilmesi gereken bir durum ise köleliktir. Köleler yurttaş sayılmamakla birlikte herhangi bir hakları da bulunmamaktaydı. Köleliğe ilişkin açıklamalarda bulunmak için, bu durumun Antik Yunan’da ne şekilde ele alındığı ve değerlendirildiğini de tespit etmek gerekir. Bunun yan sıra köleliğin toplum içindeki yeri, önemi, getirileri ve topluma sağladığı katkıyı anlamak da aynı şekilde kölelerin ne şekilde kullanıldığını ortaya koyan durumlardandır. Köleliğin nasıl açıklandığı ve duruma ilişkin açıklamalar, Platon’un Devlet adlı eserinde[17] görülmektedir: “…sizi meydana getiren Tanrı, aranızdan önder olacak yetenekte olanların mayasına altın katmıştır; bu yüzden, değeri en yüksek olanlar onlardır. Yardımcıların mayasına gümüş; çiftliklerle öbür sanat sahiplerinin mayasına ise demir ve tunç katmıştır.” Bu açıklamada Platon, insanların arasındaki farklılığın Tanrı’dan geldiğini ve herkesin uğraştığı işe ilişkin söz konusu durumların da bu nedenle ortaya çıktığını ifade etmiştir.

Platon’un eserlerinde yer verilen durumlar,  toplumsal yaşamın ne şekilde olduğuna ilişkin açıklamalar bulunmaktadır. Toplumdaki bireyler arasındaki söz konusu farklılıkların, çeşitliliğin ortaya çıkmasından dolayı bu farklılıklar yaşamın içinde yer alan faaliyet alanlarına da yansımıştır. Toplumdaki bireyler arasında görülen bu farklılıklar fiziksel olabileceği gibi bazı kitlelerin gösterdiği farklılıklar şeklinde de görülebilir[18]. Bazı kriterleri doğrudan etkileyen ekonomik farklılıklar ve sosyal statüler de, toplumda kesimlerin oluşmasına ve bireyler arasındaki rol dağılımının farklı şekilde olmasına sebebiyet vermiştir.

Köleliğin anlamına bakıldığında, ele geçirilen yeni bir bölgede elde edilen ganimetlerin yanı sıra orada yaşayan insanlardan oluşmaktaydı. Burada yaşayan insanların topluma karışmasına izin verilmiş, ancak birçok haktan da mahrum bırakılmışlardır. Bu açıdan bakıldığında köleliğin demokrasinin meydana gelmesiyle bağlantılı olarak ortaya çıktığından söz edilebilir. Kölelik, toplumsal süreçte Antik Yunan devletlerinde ekonominin harekete geçmesi için kullanılmıştır[19]. Bunun yanı sıra her ne kadar ilginçtir ki, demokrasinin gelişmesine de katkıda bulunmuşlardır. Çünkü yurttaşın siyasete aktif bir şekilde katılabilme imkânın oluşması için sahip olduğu kölelerin çalışması ve böylece yurttaşlar da zaman ayırarak siyasetle uğraşma imkânı bulabilsinler.

Siyasal ve kültürel açıdan ihtiyaç duyulan zamanın sağlanması için kölelerin çalışması gerektiğini düşünen yurttaşlar arasında köle kullanımı yaygın şekilde yapılmaktaydı[20]. Ekonomik katkısının büyük olduğu kölelerin etki ettikleri durumlar, azımsanmayacak derecede fazladır.

Bazı durumlarda demokratik yönetimin görülmediği Antik Yunan’da, bireylerin nasıl yönetileceğine ilişkin değişim gösteren durumların olduğu bilinmektedir. Bu açıdan bir değerlendirme yapıldığında, Antik Yunan’da yönetimin her zaman demokrasiyle olduğunu söylemek doğru bir durum olmaz.

Siyasal kurumların işleyişine yönelik bir değerlendirme yapıldığında, demokrasiyi oluşturan kurumların ne şekilde ve hangi şartlar altında çıktığını da belirlemek gerekir. Halk meclisi olarak adlandırılan bu meclis, her kesimden kişinin katılımı sonucunda ortaya çıkıyordu. Burada görev yapan memurlar vardı ve siyasi işlerin yürütümünü takip etmekten sorumluydular[21]. Bunun yanı sıra diğer bir düzenleme ise, yurttaşlık kavramının nasıl kazanıldığına ilişkindir. Yurttaşlık kavramı soya dayalı olarak kazanılmakla birlikte, şehir devlet içinde yaşama şartı da aranmaktaydı. Siyasal açıdan bakıldığında ise halk meclisinin yer aldığı ve siyasal meselelerin konuşulduğu topluluk söz konusuydu. Bu duruma ilişkin konuşmalar ve içerikler, belli sınıflara bırakılmakla birlikte, sınırlar içinde yer alan soyluların da siyasi alanda söz sahibi olduğu bilinmekteydi.

Antik Yunan’da görülen demokrasi biçiminde belirli devlet görevlileri seçimi sırasında belirli oranda katılım hakkının sağlanması aranırken, kararın alınmasına ilişkin durumlarda zenginlerin etkinliği vardı. Buna ilişkin Yunan demokrasisinin etkin olduğu dönemlere bakıldığında bazı eleştirilerin olduğu[22] görülmektedir. Siyasal yapının eleştiriye maruz kalan boyutu, siyasi haklara sahip olanların sayısının ve bu hakkın sınırları doğrultusunda olduğu söylenebilir. Diğer bir eleştiri ise, yönetime katılan kişilerin yalnızca belli bir kesim olması nedeniyle, söz konusu yönetim biçiminin demokrasi olarak adlandırılamayacağı, oligarşi olarak adlandırılması gerektiğidir[23].

Klasik demokrasi olarak adlandırılan dönemde, mülkiyet hakkını elinde bulunduran yurttaşlarla vatandaşlar arasında dönemsel farklılıkların olduğu görülmektedir. Dönemsel açılardan toplumun diğer kesimleri de farklılıklar göstermiştir ve bu durumun neticesinde ise toplumun farklı şekillerde içeriğinin olduğu ve değişikliklerin toplumun her kesiminde meydana geldiği görülmektedir. Görülen yönetim şekli vatandaşların yönetime katılmasıyla birlikte yurttaşların yönetimi olarak görülmektedir. Klasik dönemi de diğer dönemlerden ayıran en büyük farklılıklardan biri de budur[24]. Demokrasi dönemlerine ilişkin yönetimin şekli karşımıza çıkar. Yurttaşlığa ilişkin sınırların ne şekilde olduğu ve ölçünün ne şekilde olması gerektiğine ilişkin durumlar göz önünde bulundurulduğunda, halkın belli kavramları karşıladığı görülür. Bu durum neticesinde ortaya çıkan durumlar zaman içinde değişiklikler göstermekle birlikte yurttaş olan kişilerin de hepsinin aynı siyasi haklara sahip olduğu söylenemez. Bu duruma ilişkin ayrımı yapan en temel durum ise ekonomik yönden kendini gösterir.

Toplumsal bir kurum olarak değerlendirilen siyaset, yer aldığı toplumun tarihsel, kültürel ve siyasi koşullarını da içinde barındırıyordu. Yunan toplumunda görülen hareketlerin yapısal boyutu incelendiğinde ise, siyasal kavramların boyutlarının, toplumu ne şekilde yönlendirdiği görülür. Bu nedenledir ki, tarihsel açıdan değerlendirme yapıldığında, yönetimde yalnızca yurttaşların söz sahibi olduğu bir toplum yapısı görülür.

  1. Platon ve Devlet

Platon’un devlet anlayışına ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, mükemmelci bir yaklaşımın olduğu görülür[25]. Tasnif edilen bu devlet anlayışında, zenginlerin yönetimde söz sahibi olduğu ve sadece yurttaşların değil, herkesin yönetime katılabileceği bir demokrasi modelini ortaya koyar[26]. Tek kişinin hâkimiyetinde bulunan bir yönetimin kötü bir devlet yönetimi olduğunu ve bu durumun adaletsiz bir ortamı ifade ettiğinden bahseder. Tiranlığın, devlet yönetim modelleri arasında en kötü yönetim şekli olduğunu ifade eder[27].

Platon’un yönetim anlayışına ilişkin ifade ettiği adalet kavramı iki boyutuyla görülmektedir. İlk olarak bu durumun devlete yöneticiler tarafından devlete yansıtılmasıdır. İkinci olarak ise adaletin, devlet sınırları içinde kalan herkese karşı yansımasından oluşmaktadır. Devlet ve insanın yapısı arasında bir bütünlük durumu olduğu için devletin insana yansıttığı adalet sayesinde bireylerin daha temkinli ve dikkatli davranmasına neden olacağını ifade eder. Bu nedenle devlet içinde adalete öncelikli olarak yer verilmesi gerektiği ve yurttaşların daha iyi bir yönetim anlayışı içinde yaşayabilmesi için bu durumun gerekli olduğundan bahseder.

Toplum ya da devlet diye adlandırılan kurum bireylerden oluşmaktadır ve Platon’a göre her bireyin kendi içinde iyi olması gerektiği, bunun sonucunda ise adil olmanın iyi olmanın ortaya çıkardığı bir sonuç olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eder. Adil bireylerin bulunduğu devlet de bu sayede iyi ve adil olabilmesinin temel şartının öncelikle bireylerin kendi içinde iyi olması gerektiğine bağlayan Platon, aklın insan ruhu üzerinde ortaya çıkan arzuları kontrol ederek bireyin iyi bir birey olmasını sağlayan bir nitelik kazanacağını ifade eder[28].

Devletin yönetiminin filozoflara bırakılması gerektiğini ifade eden Platon, insanda oluşan arzu ve güdüleri en iyi şekilde kontrol altına alabilen kişilerin bu özelliğe sahip kişiler olduğunu ifade eder. Bu nedenle filozofların, devletin en üst kademesinde yer alması ve toplum yönetimine ilişkin gerekli yönlendirmeleri yapması gerektiğini savunur. Sınıfsal yapılarda oluşan toplum içinde her toplumun farklı farklı tabakaları vardır ve her toplumda oluşan iş bölümüne ilişkin farklı görev dağılımları söz konusu olmuştur[29]. Platon ise bu iş bölümü içinde devlet yönetiminin bu kişilerde olması gerektiğini savunur. Böylece, toplum içinde olması gereken düzen ve adalet bu şekilde sağlanabilir.

Devletin olmazsa olmaz unsurlarından biri de vatandaşların iş bölümü içinde kendilerine düşen şekilde davranması ve bu davranışlar neticesinde ise toplum için sağlanması gereken genel düzen sağlanmış olur. Platon’un adalet kavramına göre bulunduğu yaklaşım birçok eleştiriye[30] maruz kalmıştır. Günümüz açısından değerlendirildiğinde Platon’un adalet kavramına ilişkin düşüncenin ne kadar tutarlı olduğu belirli değildir. Ancak, günümüzden bağımsız ve günün koşullarını göz önünde bulundurarak düşünüldüğünde, Platon’un adalet ve devlet anlayışında filozofların bu denli farklı bir noktada tutulması da günümüz şartlarına pek uyum sağlayabilecek gibi olmadığı eleştirilen diğer bir konudur. Bunun yanı sıra yurttaşlar arasında olan adaletin ön planda tutulması nedeniyle devlete ilişkin adaletin geri planda kalması da eleştirilen diğer bir husustur. Durum böyle olmasına rağmen, devlete mutlak itaatin olması gerektiğini savunan Platon, bireylerin bu duruma dikkat etmediğinde ne gibi durumlarla karşılaşacağına yönelik açıklamalarda da bulunmuştur. Baskıyla devlete itaatin ne kadar kabul edilebilir olduğunun da üzerinde durulması gerekir.

Platon, adaletin somut ve topluma uygulanabilir olduğunu ve düzenlemenin yaşamdan gelmediğini savunur. Ona göre doğruya ilişkin şeyin, belli bir yaklaşım uyarınca zorlamaya yönelik olduğunu ifade eder. Bu açıdan bakıldığında onun adalet kavramına ilişkin yapılan değerlendirmeler, tüm insanların içinde bulunduğu sonuca yönelik bağlı olmadığını ve bu değerlendirmenin yanlış olduğunu ifade eder.

Devlet adlı eserinde[31] Platon, devlete ilişkin tanımlamaların ve yönetime ilişkin açıklamalarda bulunulabilmesi için öncelikle insandan bahsedilmesi gerektiğini ifade eder. Bu nedenle insan ruhuna ilişkin tanımlamalarda bulunur ve bunu üçe ayırır. Bu ayrımın birinci kısmında ruhtan bahseder, bireyin muhakeme yeteneğinin ve akıl yürütmesine ilişkin gerekli olduğu ifade edilir. Ayrıca ruhun kişisel yetenekleri ortaya koyduğu ve bireylerin gerçekleştirdiği eylemlerde bu durumun şekillendirici olduğunu belirtir.

Kararlı olmak açısından bireylerin sahip olduğu kişisel özelliklerin devlet yönetimi açısından etkili olduğunu ifade eden Platon, siyaset felsefesine ilişkin yer verdiği görüşlerinde, insan ruhunun rehberlik ettiğini ifade eder. Bunun yanı sıra kent devletlerinin ne şekilde ve ne gibi ihtiyaçlar neticesinde ortaya çıktığını ve ne gibi ihtiyaçları karşıladığını da ifade eder. Ona göre bireyler gereksinimlerini tek başına karşılayabilecek nitelikte değildirler ve bireylerin toplum içinde yaşamak suretiyle bir bütün oluşturabileceği ve ihtiyaçlarına karşılık bulabileceklerini ifade etmiştir. Bu ihtiyacın yalnızca yiyecekle sınırlanmaması gerektiğini belirtmekle birlikte, güvenlik ve adalet ihtiyacının da toplu yaşamanın sonucunda mümkün olabileceğini ifade etmiştir[32]. Fizyolojik ihtiyaçlar kadar bireylerin adalet ve güvenlik ihtiyaçlarının da en az bu temel ihtiyaçlar kadar gerekli olduğuna ve insanın yaşamı için olmazsa olmaz unsurlar olduğuna değinilmiştir[33].

Toplum içinde yer alan bir kişinin kendisi için uygun olduğu düşünülen bir halde kişilere ilişkin gerekli görev dağılımı da devlet tarafından gerçekleştirilmese bile zaman içinde kişilere ilişkin görev dağılımı daha belirgin bir şekilde görünmektedir[34].

Platon’a göre mutluluğun yolu devletin olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun sınırlarını nasıl belirlenmesi gerektiğine ilişkin, Platon birtakım düzenlemelerin olması gerektiğini savunur[35]. Söz konusu bahsettiği bu fedakârlıklar esasında ideal devletin ortaya çıkması için gerekli düzenlemeleri içeren şartlardandır. Mutluluğa ve düzene ulaşabilmek için insanların ortaya koyduğu fedakârlıklar nedeniyle birtakım zorluklarla karşılaşabileceğini ifade etmektedir. Ancak tüm yurttaşların iyiliği ve devletin düzeni göz önünde bulundurulduğunda bunun gerekli olduğundan söz eder[36]. Çünkü ideal devletin meydana gelmesinin kolay bir şey olmadığını ve ancak belli başlı fedakârlıkların gösterilerek toplumda ideal devletin ortaya çıkabileceğini ve bunun yanı sıra sürekliliğini devam ettirebileceğini ifade eder. İnsanın mutluluğunu sağlamak için nihai yolun bu olduğunu savunur. En iyi ve aynı zamanda da doğru insanın toplum içinde yaşadığı sürece bu duruma dikkat edilmesi gerektiğini ifade eder.

İdeal devletin ortaya çıkabilmesi için birçok kişinin göze aldığı bu fedakârlıklar neticesinde devlet tasviri eserinde yapılmıştır[37].

Sonuçta bu diyaloglarda ortaya çıkan Platon’un sistemindeki toplum modelinde, kişisel iradenin ön planda olmadığı ve bu duruma önem verilmediği bir durum görülür. Kişisel olarak değerlendirmenin önemsenmeksizin toplumun mutluluğunun düşünülmesi gerektiğini ifade eder. İrade sahibi olan insanın sahip olduğu zevkler farklılık göstereceği için iyiliği düşünen kişinin mutluluk yolu toplum içinde uyum içinde yaşamaktan geçer.

  1. PLATON VE HUKUK

Hukuk idesinin adaletle sağlanabilmesi için hukuka giden yolu temsil eden doğal hukuk, olması gereken adaleti temsil eder ve pozitif hukukun dışında meydana gelir. Doğal hukukun, onu diğer hukuk biçimlerinden ayıran en önemli yanı, aklın ötesinde olması gerekeni yansıtan hukuktur. Doğal hukuk Platon’a göre hukukta olması gereken bir nitelik olarak değerlendirilir[38]. Evrensel bir etkinlik içinde herkesi kapsayan doğal hukuk, tüm kişileri kapsar ve etkiler.

Doğal hukukun tüm bireyleri etkilediğini söyleyen Platon, hukukun ahlaksal açıdan değerlendirilmesi gerektiğini ve bu açıdan toplumun adalet açısından bir ölçüt olduğunu iddia etmektedir. Toplumun en yüksek iyiliğe ulaşabilmesi için gerekli olan ve olmazsa olmaz bir kıstas olarak değerlendirilen doğal hukuk, Tanrı tarafından düzenlenen yazısız kurallar olarak bilinmektedir. Yazısız kurallar olmasına rağmen, insan aklıyla erişilebilir olması, bu erişimin akıl yoluyla olabileceğini savunan[39] Platon, mutlak iyilik için devletin temelinin de buna dayanması gerektiğini ifade eder.

Doğal hukukun devlet düzeninde uygulanıp hukukun bir parçası olduğunu ifade edebilmek için pozitif hukuk ve doğal hukukun birlikte uygulama alanı bulduğunu ifade eden Platon, aralarında hiyerarşik bir düzenleme olduğunu ve düalist hukuk siteminin uygulandığını ifade eder[40]. Doğal hukukun Tanrı çıkışlı olması nedeniyle sonsuz hukuk olarak adlandırıldığını ve pozitif hukukun buna uyması gerektiğini ifade eder. Pozitif hukukun tabi hukuka uymayan hükümleri varsa, bunların geçersiz olacağını ve aralarındaki hiyerarşik bağdan dolayı her zaman pozitif hukukun doğal hukuka uyum sağlaması gerektiğini ifade eder.

İnsanın doğası gereği devlet içinde var olması gerektiğini düşünen Platon, devlet kavramı içinde insanların sahip olduğu yetiler doğrultusunda adaletli hukukun ortaya çıkması için herkesin mutlak iyiliğe ulaşılması için öncelikle içsel ahlakın olması için gereken şekilde çalışmanın yapılması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle de insan davranışlarının adalete ulaşmak için insanı yönlendirici olması önem arz eder. Bu durumda insanlar arasında siyasal topluluk yaşantısının gerekliliğini savunur[41]. Böylece insanların bir arada yaşayarak oluşturdukları toplumda adaleti ve hukukun uygulanabilirliğini sağlayabilmek içim öncelikle bireysel değişimi sağlamaları gerektiğini ifade eder.

Platon’un hukuk görüşündeki önemli nokta, idealizmden realizme doğru şekillenen ifadelerin yer almasındandır. Düşünceleri arasında yer eden en önemli düşünce, adalet kavramının devlet kavramı içinde verilen önemdir. Platon’a göre adalet, erdemi temsil eder ve bütünün farklı sistemler içinde uyumlu olması gerektiğini ifade eder. Adaletin araçtan öte başlı başına amaç olması gerektiğini ifade eden Platon, adalete sahip toplumun iyi olması için bir gereklilik olduğunu ifade eder[42].

Platon ve ahlak arasında sıkı bir bağ olması gerektiğini savunan Platon, politika ve erdemin birlikte olması gereken kavramlar olduğunu savunur. Günümüzdeki anlayıştan farklı olarak, politika ve ahlak arasındaki bağlantının birlikte olması gerektiğini yorumlar ve ifade eder. Ayrıca devletin, bireylerin yeteneklerine ilişkin davranışlarında insan idealinin nihai amaç olması gerektiğini vurgular. Bu sebepledir ki insanların bireysel hayatları çerçevesinde ele alınarak değerlendirilerek siyasi analizin bu şekilde olması gerektiğini ileri sürer.

Bireylerin devleti meydana getiriş şeklinden öte devletin sınırları içinde yaşayan bireylere yönelik getirdiği düzenlemeler önem arz eder. Bireyin yer aldığı toplum ve devlette, devletin ne şekilde düzenlendiği, bireyin yaşamının da ne şekilde düzenlendiğini ortaya koyar. İyi temellere dayanılarak kurulan devlette, bireyler de aynı şekilde iyi temellere dayanan bir yaşam sürer[43]. En yüksek değerin erdem olduğunu savunan Platon, bireylerin yüksek ahlak değerine sahip olduğu hallerde devletin daha iyi bir ortamda ortaya çıkacağını ortaya koymuşlardır. Bunun yanı sıra devletin her zaman ahlaksal değerlendirmeye tabi tutularak değerlendirilmesi ve incelenmesi gerektiğini ifade eder[44].

Platon’un devlete verdiği önemi anlamak için devlete verdiği anlamı ortaya koymak gerekir. Çünkü ona göre insan doğasında yer alan ifadeler uyarınca, devletin temelinde yer alması gereken unsurlar da aynı içeriğe sahip olduğundan dolayı bireylerin sahip olduğu durum ve özellikler devlete yansır. İnsanın sahip olduğu değerler ve ahlak, ne derecede olursa, devletin temelleri ve işleyişi de o kadar iyi olur. Bu nedenle de devletin anlamını ortaya çıkaran değer bireylerin sahip olduğu değerlerin ortak paydasından oluşur[45].

İnsan ruhunda önem verilmesi gereken nokta ise, insan onuruna karşı duyulan saygının devlete de yansıyacağını düşünen Platon, insanın yetkinliği ve mutluluğu arttığında toplumsal değişimin de başlayacağını ve toplum yönetiminin de bu şekilde şekilleneceğini ifade eder[46].

Platon’un görüşleri karşısında devlet görüşleri dönemince tutarlı ve mantıklı bir yaklaşımla karşılanmıştır. Ancak eleştirilen noktaları da olmakla birlikte eleştiriye maruz kalan en önemli düşüncesi, bireysel niteliklerin devlet karşısında siyasi unsurlar için geri planda bırakıldığına ilişkindir[47]. Sahip olduğu bu anlayış, dönemin işlevine ilişkin bir yaklaşımdır. Eleştiriye maruz kalan bir diğer düşünce ise, ütopik devlet yaklaşımının gerçekleşmesinin çok zor olduğuna yöneliktir. Bunun yanı sıra devlete ilişkin değişmez ve sabit görüşleri de eleştiriye maruz kalmıştır. Bu noktada önemli olan bireylerin menfaati ve kendilerini geliştirmeleridir[48].

Devletin en önemli amaçlarından biri olan bireylerin nihai mutluluğunu sağlamak ve yüksek ahlaka ulaşmalarına ilişkin gerekli düzenlemelerde bulunması gerekir. Bunun yanı sıra bireylerin yaşamı boyunca seçtikleri erdemli yöneticilerin, toplumun devamlılığını sağlama ve toplumun mutluluğunu sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapması gerektiğini savunur.

Bir toplumun mutlu ve sağlıklı bir şekilde devamlılığını sağlayabilmesi için yöneticilerin ahlak ve saygınlıktan ödün vermemesi gerekir. Yöneticilerin erdemli olması, toplumun yüksek ahlaka ulaşması için gerekli olmakla birlikte, bireylerin refah içinde yaşaması için de gerekli bir durumdur[49]. Toplumun sağlıklı bir biçimde yaşamını sürdürebilmesi için toplumun ekonomik bağlamda yapılan düzenlemelerin de yine erdemli anlayış içinde yapılması gerektiğini savunur.

Platon’a göre tüm yönetim biçimlerinin incelenmesi ve toplum üzerinde en uygun yönetim biçiminin bu tespitler sonucunda ortaya konması gerektiğini ifade eder. Çünkü ona göre her toplumun ihtiyaç seviyesi ve biçimi farklıdır ve toplumların siyasi durumlara karşı verdiği tepkiler de birbirinden farklılıklar içermektedir[50]. Bu nedenledir ki, yönetim biçimlerine için kimi durumlarda değişiklik gerekir. Her ne kadar bir siyasi sistem kabul edilmiş olsa da diğer sistemlerden farklılıklarını ortaya koymak ve gelişen-değişen zamana uyum sağlamak gerekir. Çünkü topluluklar zaman içinde değişim gösterirler ve bu değişim neticesinde ortaya konacak durumun da ne şekilde olacağı, yöneticilerin ne şekilde düzenlemeler yapacağına ilişkin hususları da kendileri topluma ve ihtiyaçlara bakarak belirleyeceklerdir.

Belirtmek gerekir ki, Platon’a göre yönetim biçimlerinde görülen değişiklikler, bir yapının içeriğine ilişkindir ve zaman içinde göstermesi gereken değişiklikleri, göstermesi için yöneticilerin gerekli düzenlemeleri yapması gerekir. Bu nedenle ona göre sonsuz bir yönetim şekli bulunmamakla birlikte[51] tüm yönetim biçimlerinde, yönetim biçiminin ortaya koyduğu değişikliklerin yapılması ve gerekli durumlarda da yöneticilerin söz konusu yönetime ilişkin bilgilerini güncellemesi gerekir.

Platon, her ne kadar hukuka ve yönetim sistemine ilişkin düşüncelerine yer vermiş olsa da ancak kölelik hakkında herhangi bir görüş bildirmemiştir. Bunun nedeninin, köle sahiplerinin günlük işleri kölelere yaptırarak siyasete ayıracak zaman bulmalarından kaynaklı olduğu düşünülse de bireylerin sahip olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu duruma ilişkin belirttiği tek husus, efendilerinin kölelerine iyi davranması gerektiğine ilişkindir[52].

Platon’un hukuk görüşünün önemine ilişkin düşünceleri, onun diğer alanlarda ortaya koyduğu düşünceleriyle tutarlılık göstermesinden kaynaklanır. Politika ve ahlak arasına koyduğu bağlar ve bu ikisi arasında uyum olması gerektiğini ifade etmesi, düşüncelerinde ne kadar tutarlı davrandığını gösterir niteliktedir. Bireyin devleti oluşturmasının yanı sıra bireyin de devleti oluşturduğu, bu nedenle ahlak anlayışının ne derece önemli olduğunu belirtmiştir. Birey içinde yaşadığı devlete benzer, devletin şeklini veren düzenleme de yine bireylerin kendisinden kaynaklıdır[53].

Platon’un bireye ve devlete ilişkin yaptığı tanımlamalar, günümüzde sorun niteliği taşıyan birçok konuyu açıklayıcı nitelikte ifadelerde bulunmuştur. Bu nedenle de sadece yaşadığı dönemi değil, bunun yanı sıra içinde bulunduğumuz dönemi de kapsayacak şekilde devlete, yöneticilere ve topluma ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.  Önceki çağlarda yaşayan düşünürlerin yaptığı açıklamaların her zaman karşılığı bulunmayabilir ya da zaman geçtikçe o düşüncenin üzerine başka argümanlar söylenmiş olup geçerliliğini yitirebilir. Ancak Platon’un yapmış olduğu açıklamalar yalnızca geçmiş çağları değil, günümüzü de kapsayıcı bir yanı olduğu söylenebilir.

Devletin sağlam temeller üzerinde olması için, öncelikle sağlam bir toplumun ortaya çıkmış olması gerekir. Bireylerin iç dünyasına yönelik gelişimin, devlete de yansıyacağını ifade eden Platon, ahlak ve hukuk arasındaki bağlantının temellerini bu şekilde ortaya koymuştur. Devletin kurulmasına ilişkin nelerin gerekli olduğu ve nelerin değerlendirmeye konulmasına ilişkin gerekli düzenleme ve açıklamalar da Platon tarafından eserlerinde yer verilmiştir[54].

Bir tanım ortaya konması gerektiğinde ortak yarar anlayışı doğrultusunda devleti tanımlayan Platon, esas görevinin adaleti sağlamakla birlikte insanlar arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi olduğunu vurgular[55]. Ona göre toplumda yasaların güçsüzleşmesi sonucunda toplumdaki düzen ve denge bozulmaya başlar ve toplum düzeninde istenilmeyen durumlarla karşılaşılır. Bu nedenle, ona göre hukuk düzenin toplumdaki gelenek ve anlayışla paralel şekilde ilerlemesi gerektiği ve düzenlemelerin söz konusu duruma ilişkin değişiklik gösterdiğinde uyum sağlamasına yönelik olması gerektiğini ifade eder.

  1. Tabi Hukuk Anlayışı

Platon’un doğal hukuk anlayışını benimsediği bilinmektedir. Doğal hukukun yansıması olarak karşımıza çıkan adalet kavramı, evrensel şekliyle herkesi kapsayan bir yanı vardır ve kuralları tüm insanlar için geçerlidir. Bu nedenle doğal hukukun, devlet kavramı içinde ortaya çıktığı da görülmektedir. Doğal hukuk olarak adlandırılan durum devlet düzeninden kaynaklanır ve hukuksal ahlakın geldiği nokta da buradan ortaya çıkmıştır. Toplum üyelerinin mutluluğa erişmesi için en gerekli durum olduğunun altını çizen Platon, devletin devamlılığının sağlanması için olmazsa olmaz bir nitelik olarak tanımlamıştır[56]. Bu açıdan yaklaşıldığında erdem, ahlaktan ötesi ve toplumun nihai olmasını sağlayan bir unsurdur.

Platon’a göre asıl amacın bireylere yönelik olduğunu ve bireyin yetkin olmasıyla birlikte idelere yakınlaşacağını ifade eder. Devletin içinde bulunan kişilerin daha iyi bir ahlaka sahip olması, devletin bu konuya ilişkin yaptığı düzenlemeler de bu konuda önem arz eder. Bununla birlikte olması gereken tasvir edilir ve hukukun adaletli şekilde sağlanması için devletin temel görevi anlaşılmış olur. Platon’a göre doğal hukuk kavramı, hukuk ve ahlak arasında gözetilmesi gereken bağı kuran hukuk biçimidir. Hukuk ve ahlak arasında yer alan ilişki sürekli korunarak sitenin egemenliğinde söz konusu hukuki düzenlemede yer alması gerektiğini savundu.

Devletin asıl amacı bireylerin mutluluğunu sağlamak ve adaletin sağlanması olduğunu ifade eden Platon, toplumun mutluluğa bu şekilde kavuşacağını açıklar. Toplumun yöneticilerine bakıldığında bilgin ve akıllı kişilerden seçilmesinin, toplumun refahının sağlanması ve adaletin olduğu bir toplum yapısının olması gerektiğinden bahseder. Bu nedenle yöneticilerin erdemli ve ahlak sahibi olmasının gerekliliğini ve önemini vurgular[57]. Toplum tarafından seçilen bu erdemli kişiler, devletin devamlılığını ve bireylerin mutluluğunu sağlayacak kişilerden belirlenmesi gerektiğini ifade eder.

Tabi hukukun kurallarının göz önünde bulundurularak hukuk kuralı yapılması gerektiğini ifade eden Platon, bu kuralların evrensel olduğunu ve yaşayan tüm insanlar için uygulanması gerektiğini ifade eder. Bu kuralların insanlar tarafından değiştirilemeyeceğini[58] ve evrensel nitelikte olduğunu ifade eder. İnsanların koymuş olduğu pozitif hukuk kurallarının yanı sıra hata içermeyen kurallar olduğunu çünkü Tanrı tarafından yapıldığını ifade eder. Pozitif hukuk kurallarına göre daha üst konumda bulunduğunu ve pozitif hukuk kurallarının bu kurallara uyması gerektiğini belirtir.

Doğal hukuk kurallarının bağlayıcı bir özelliği bulunduğunu ifade eden Platon, insan aklının bu kurallara bir kısmının erişebileceğini ifade eder. İnsanların ihtiyaçları için gereken tüm düzenlemeleri içerdiğini belirten Platon, bu kuralların zaman içinde değişiklik göstermeyeceğini, bunun yanı sıra zaman ve mekân konusunda değişiklikler göstermeyeceğini ifade eder[59]. Bu kurallardan vazgeçilmesinin mümkün olmadığını ve devredilmesinin mümkün olmadığını belirtir.

Doğal hukukun adaleti en iyi şekilde temsil etmeyi sağlayacak bir yönetim biçimi olduğunu ifade eden Platon, insan kişiliğinin gelişmesi açısından da bireyleri etkilediğini söyler. Bunun yanı sıra onun doğal hukuk anlayışına göre hukuk sistemleri sonraki hukuk sistemlerinde de görüleceği üzere şekillendirici ve etkileyici olmuştur.

                                                           SONUÇ

Toplumsal açıdan hukuk ve yaşama ilişkin değerlendirmelerde bulunan Platon, devlet yapısının nasıl olması gerektiğiyle ilgilenmiştir. Kurallara ve devlete ilişkin düşüncülerini zaman içinde geliştiren Platon’un esas itibariyle göz önünde bulundurduğu husus, devlet ve yönetime ilişkin durumların sabitlik göstermediği ve zaman içinde değişiklik gösterebileceğidir. Bu nedenle herhangi bir devlet biçimini savunmamış ve her toplumun refahını belirleyecek devlet yapısının değişiklik göstereceğini ve bu hukuksal yapının toplumdan topluma değişiklik göstereceğini ifade etmiştir. Bunun yanı sıra devletin asıl amacının bireyler için ortak yarar amacıyla meydana geldiğini ve asıl amacın adaleti sağlamak olduğunu ifade eder. Bu nedenle toplumun sağlıklı bir şekilde devamlılığını sağlayabilmesi için devlet ve insan arasındaki bağların korunarak toplumun esenliğe kavuşmasının sağlanması gerekir.

Platon’a göre bireyler yalnızca toplumu meydana getirmez, bunun yanı sıra devletin ne şekilde olacağına ilişkin düzenlemeyi de sağlarlar. Bireyler tarafından oluşturulan devletin bireylerin mutlak iyiliğini sağlaması için gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirtir. Sağlıklı bir toplumda devletin yükümlülüklerini yerine getirmesi çok önemlidir. Bireylerin bilinçli bir şekilde yetiştirilmesi için eğitimin öneminden bahseden Platon, yasaların sağlıklı bir şekilde yapılması ve geliştirilmesi için önemini vurgular. Çünkü ona göre eğitim, toplumun kaderini belirler ve bu durum yasaların durumunu belirler ki yasalar da devletin geleceğine ilişkin açıklamada bulunur.

Toplumda yasaların işlevsel şekilde uygulanabilmesi için toplum yapısına ilişkin bir uyumun bulunması gerektiğini savunan Platon, bireylerin ortak değerlerine yönelik kolektif şekilde düzenlenen yasaların meydana getirilmesi gerektiğini ifade eder. Bunun yanı sıra Platon’un hukuk görüşüne bakıldığında devletin oluşması için insanın amacının bireyi ve toplumu ayakta kalmasını sağlamak olmalıdır. Bu nedenle kadın erkek eşitliğinin de sağlanması ve toplumda bu durumun gözetilmesi gerektiğini ifade eder. Platon’un bu hususa ilişkin ifadelerini adalet ve erdem gibi konularla doğrudan ilgili olduğunu söylemek de mümkündür.

Toplum yapısının ne şekilde olmasına ilişkin düzenlemelerin, hak ve yükümlülüklere ilişkin düzenlemeyle bağlantılı olduğunu ifade eden Platon’un adalet ve erdem gibi konularda göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eder. Çünkü ona göre ceza kavramı, bulunduğu çağın çok daha ötesinde toplum yapısını bozmayacak şekildedir. Kimsenin bilinçli bir şekilde kötülük yapmak istemeyeceğini ifade eden Platon, cezalara ilişkin düzenlemelerin toplum yapısının korunması için düzenleyici olduğunu bildirir. Bu nedenle cezalara ilişkin kanunların ahlaksal boyutunun olduğunu ifade eder.

Devletin esas varlık amacının adaleti sağlamak olduğunu ifade eden Platon, bireylerin davranışlarının da bu amaçta olması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle devletin sorumluluklarından biri de bireylerin mutluluğunu ve ahlak anlayışına sahip bireylerin ortaya çıkmasını sağlamaktır. Bu amaçla toplumda uygulanan yasaların tutarlı ve uygulanabilir olmasının sağlanması amaçlanmalıdır. Bunun yanı sıra bu yasaların toplumun refahını sağlayabilmesi için bireylerin eğitimine önem verilmesi gerekir.

 

KAYNAKÇA

BRUN, J., “Platon ve Akademia”, Dost Kitabevi, Ankara, 2007.

CIORAN, E. M., “Tarih ve Ütopya”, Çev. Haldun Bayrı, Metis Yayınları, 1999.

GÜRBÜZ, A., “Platon’un Hukuk Görüşünün Karşılaştırılması, Değeri ve Sonuçları”, Dicle Üniversitesi Dergisi, Diyarbakır, 2012.

ÖKTEM, N., “Antik Yunan Felsefesi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 39, Sayı, 1-4, İstanbul, 1974, s. 353-413.

ÖKTEM, N., TÜRKBAĞ, A. U., “Felsefe, Sosyoloji, Devlet ve Hukuk”, Der Yayınları, İstanbul, 1999.

PLATON, “Devlet”, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016.

PLATON, “Seçmeler”, Çev. Mehmet Türdeş, Morpa Kültür Yayınları, İstanbul, 2003.

PLATON, “Sokrates’in Savunması”, Çev. Cüneyt Çetinkaya, Bordo Siyah Yayınları, İstanbul, 2003.

PLATON, “Yasalar 1. Cilt”, Çev. Candan Sentuna-Saffet Babür, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 1998.

PLATON, “Yasalar 2. Cilt”, Çev. Candan Sentuna-Saffet Babür, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 1998.

SENEMOĞLU, O. “Antik Yunan Siyasal Düşünüşünde İnsan Doğası ve Toplum Anlayışı: Platon ve Aristotales”, İnsan&İnsan Sayı 10, e-ISSN: 2148-7537 s. 42-63, 2016.

TAHİROĞLU, B., “Platon’un Hukuk Anlayışı,”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 36, Sayı 1-4, İstanbul, 1971, s. 349-370.

TOPAKKAYA, A., “Adalet Kavramı Bağlamında Aristoteles-Platon Karşılaştırması”, Erciyes Üniversitesi, s. 28-32, Kayseri, 2012.

TUĞCU, T., “Batı Felsefe Tarihi”, Alesta Yayınları, Ankara, 2000.

YILMAZ, “Platon ve Farabi’nin Ütopik Devlet Anlayışlarının Karşılaştırılması”, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Diyarbakır, 2005.

[1] Topakkaya, 2012.

[2] Adalete erişmek için gereken ideal nasıl gerçekleştirilir sorusu ve ahlaki değerlendirmeye ilişkin sonuçların adalet kuramıyla bağlantısı var mıdır sorularının yanıtlanması gerekir. Bu sorulara ilişkin açıklamalar Levinas yanıtlamalarda bulunmuştur. Levinas’ın adaleti yorumlama şekline bakıldığında, adaletin insanın ahlaki yorumlamasına ilişkin olduğuna yönelik bkz. “Levinas’ta Öteki ve Adalet: Eleştirel bir Not”, Doğu Batı, Sayı: 13.

[3] Platon, 2003.

[4] Platon, Cilt II, 1998.

[5] Platon, 2016.

[6] Platon, 2016.

[7] Senemoğlu, 2016.

[8] Öktem, 1999.

[9] Öktem, 1999.

[10] Platon, Cilt I, 1998.

[11] Platon, Cilt I, 1998.

[12] Cioran, 1999.

[13] Brun, 2007.

[14] Platon, 2016.

[15] Platon, 2016.

[16] Platon, 2016.

[17] Platon, 2016.

[18] Senemoğlu, 2016.

[19] Senemoğlu, 2016.

[20] Öktem & Türkbağ, 1974.

[21] Platon, 2003.

[22] Brun, 2007.

[23] Brun, 2007.

[24] Topakkaya, 2012.

[25] Platon, Cilt I, 1998.

[26] Platon, Cilt I, 1998.

[27] Platon, Cilt I, 1998.

[28] Tuğcu, 2000.

[29] Topakkaya, 2012.

[30] Senemoğlu, 2016.

[31] Platon, 2016.

[32] Platon, 2016.

[33] Platonun eserinde yer verdiği üzere durumu şöyle ifade etmiştir: “Filozoflar kral ya da önder denilenler gerçekten filozof olmadıkça, böylece aynı insanda devlet gücüyle akıl gücü birleşmedikçe, kesin bir kanunla herkese yalnızca yapacağı iş verilmedikçe, devletlerin başı dertten kurtulmaz.” Devamı için Bkz. Platon, 2016.

[34] Platon bu durumu şu şekilde ifade etmektedir: “Yurttaşlar, bu toplumun birer parçası olan sizler birbirinizin kardeşisiniz. Ama sizi yaratan Tanrı, aranızdan önder olarak yarattıklarının mayasına altın katmıştır. Onlar bunun için baş tacı olurlar. Yardımcı olarak yarattıklarının mayasına gümüş, çiftçiler ve öbür işçilerin mayasına da demir ve tunç katmıştır. Aranızda bir hamur birliği olduğuna göre sizden doğan çocuklar da her halde size benzeyecektir.” İfadelerinin devamı için Bkz. Platon, 2016.

[35] “İdeal devletin kurulabilmesi için çoğu insan, ele geçirebileceği veya elinde bulundurduğu nimetleri ideal devlet uğruna feda edecek. Başka devletlerin başındakiler gibi toprakları, güzel, büyük evleri olmayacak. Bu evleri gereğince döşeyemecekler kendi adlarına Tanrılara kurban veremeyecekler, istedikleri misafirleri evlerinde konuk edemeyecekler, koruyucularda koruyuculuktan başka bir iş yapamayacaklardır.” Bkz. Platon, 2016.

[36] Platon, 2016.

[37] “İdeal devletin kurulabilmesi için çoğu insan, ele geçirebileceği veya elinde bulundurduğu nimetleri ideal devlet uğruna feda edecek. Başka devletlerin başındakiler gibi toprakları güzel, büyük evleri olmayacak… Bir heykeli boyarken biri çıkar da, vücudun en güzel yerlerine en güzel renkleri koymadığımızı, örneğin yüzün en güzel yerleri olan gözleri ne diye erguvana değil de karaya boyadığımızı sorarsa, ona şöyle diyebiliriz: Ne tuhaf adamsın! Sence güzel boyamak için gözü göz olmaktan çıkarmak mı gerek? Sen heykelin her yerine en yakışan rengi koymaya heykelin bütünüyle güzel olmasına bak.” İfadesinin devamı için Bkz. Platon, 2016.

[38] Öktem, 1974.

[39] Öktem, 1974.

[40] Tahiroğlu, 1971.

[41] Bireyler arasında gerçekleşen siyasal topluluk neticesinde ortaya çıkan ilişkileri belirlemek, bu durumları anlamaktan geçer. Platon, hocası Sokrates’in bu konu hakkındaki düşüncelerini farklı şekilde yorumlayarak yurttaşların birbirleriyle düşünceleri içinde yaşamlarının farklılıklar gösterdiği ve siyasal açıdan bu farklılıkların göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eder.

[42] Tahiroğlu, 1971.

[43] Platon bu düşüncesiyle devlet ve insanın ilişkisinde neden ve sonuçları değerlendirerek bir sonuca ulaşmaya çalışır. Devlet, sadece bireylerin oluşturduğu bir kurumdan öte, bunun yanı sıra varlığını ortaya koyan kişilerin karakterlerini, davranışlarını, diğer bir ifadeyle kimliklerini de belirler. Platon, 2003.

[44] Platon, Cilt II, 1998.

[45] Platon, 2016.

[46] Platon, 2016.

[47] Senemoğlu, 2016.

[48] “Bizim devletimiz ve anayasamız sadece birer hayal değildir. Onu gerçekleştirmek ne türlü zor da olsa olağandır.” Bkz. Platon, 2016.

[49] Platon’a göre yöneticilerin erdemli olması devlet için en gerekli durumlardan biridir. Yöneticilerin sahip olduğu bu erdem anlayışı, yasaların bu şekilde olacağını da ortaya koyar. Erdemli yöneticilerin, halkın iyiliğine yönelik kurallar yapması ve uygulamaya koyması, Platon’un yasa karşısında savunduğu düşüncenin temelini oluşturur ve politik anlayışının ereğine ilişkin bir durumu temsil eder. Devamı için Bkz. Öktem, 1999.

[50] Öktem, 1999.

[51] Platon, 2003.

[52] Tuğcu, 2000.

[53] Turcu, 2000.

[54] Platon, 2016.

[55] “İnsanlar devleti oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda devletin yapısını da belirler. Diğer yanda, devlet de, insan tarafından oluşturulmuş olmakla kalmaz, aynı zamanda onların kişiliklerinin oluşmasına da etki eder. Sağlıklı bir toplumun oluşturulmasında eğitimin işlevi çok geniş ve önemlidir.” Devamı için Bkz. Platon, 2016.

[56] Gürbüz, 2012.

[57] Platon, Cilt II, 1998.

[58] Tahiroğlu, 1971.

[59] Tahiroğlu, 1971.

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın