Sömürgecilik dünya literatürüne batıdan girmiş, genellikle Afrika ve Ortadoğu ülkelerini etkilemiştir. Aslında sömürgecilik kavramı insan oğlunun varoluşuyla birlikte hayatın hep içinde olmuş. Ancak bu kavram dile kolay söyleniş tarzı gibi basite indirgenebilecek bir yapıya sahip değil. Öyle ki milyonlarca insan bu kavram ve bu kavramı uygulayan ülkelerin kurbanı olmuştur. Bu insanlardan belki de en acımasızca katledilenleri Ruanda’da yaşayan Tutsiler ve Hutulardır.

Resim1: Bir Tutsi kimlik kartı

Resim2: Bir Hutu kimlik kartı

 

 

 

 

 

 

Ruanda, Helgoland-Zanzibar Antlaşması kapsamında 1890 yılından itibaren 1. Dünya Savaşı sonuna kadar uluslararası hukuk kapsamında Alman Doğu Afrikası’nın bir parçası konumundaydı. Ancak İngilizler’in desteğini alan Belçika herhangi bir direnişle karşılaşmadan bu bölgeyi Almanya’dan teslim aldı. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra ise Ruanda, Milletler Cemiyeti manda bölgesi olarak Belçika’nın himayesinde kalacaktı. Almanya’nın aksine Belçika buradaki varlığını tam anlamıyla hissettirerek bölgede sınıf farklılıklarının ön planda olduğu bir yapı kurma peşindeydi. Bu amaçla insanları yüz güzellikleri ve zenginliklerine göre Hutu ya da Tutsi olarak ayırmaya başlayan Belçika, böylece bir milyondan fazla insanın öleceği  katliamın startını vermiş oluyordu.

Resim3:Belçika’nın ayrımına göre Tutsi ve Hutu fiziksel özellikleri

2. Dünya Savaşından Sonra Değişen Dünya Düzeni

Dünya Savaşına kadar Tutsileri destekleyen ve onların zenginlik, Hutuların ise fakirlik içerisinde yaşamasını sağlayan bu ayrım ülke içerisinde zaman zaman iç çatışmaların yaşanmasına neden oluyordu. Ülkedeki Hutu sayısı yaklaşık %90, Tutsi sayısıda yaklaşık %9 civarındaydı. 2. Dünya Savaşı sonrası bu kez Belçika sayıları daha fazla olan Hutuları desteklemeye başlayınca Tutsiler ülkede kaderlerine terkedildi.Öyleki 100 bin kadar insan yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedecekti.

Resim4: Juvenal Habyarimana

1973 yılına gelindiğinde ise ılımlı bir Hutu olan Tümgeneral Juvenal Habyarimana başarılı bir darbe ile iktidara geldi. Siyasal gücü eline alan Juvenal Habyarimana tüm partileri yasakladı ve kurduğu (Mouvement Revolutionaire et National pour le Developpement) Devrimci Milli Kalkınma Hareketi’ni koruma altına alan yeni bir yasa çıkardı. 1975 yılından 1994 yılına kadar (soykırımlar süresi boyunca) iktidarda kalacak olan MRND’nin karşısına Kenya’da bulunan sürgün Tutsiler RANU’yu (Rwandan Alliance for National Unity) çıkardılar. RANU 1987 yılına kadar gelişti ve adı RPF (Ruanda Vatansever Güçleri) oldu. Bundan 2 yıl sonrada MRND ile silahlı mücadeleye girdiler. Böylece Ruanda’nın en kanlı dönemine girilmiş oluyordu. 1991 yılına gelindiğinde ise şiddet olaylarının had safhaya ulaşması hem MRND hem de RPF cephesinde ateşkesin gerekliliğine olan inancı arttırdı. Bu düşüncelerle N’sele Ateşkes Antlaşması imzalandı. Ancak bu ateşkes anlaşması sürmekte iken dahi Ruanda’da Kibirira, Bigogwe, Bugesera, ve Kibuye’de Tutsi katliamları sürdü.

Resim5: Habyarimana’nın düşürülen uçağından bir görüntü

Ateşkesin halen yürürlükte olduğu 4 Ağustos 1993 tarihinde ise Aruşa Barış Uzlaşmasını her iki taraf da kabul ederek, MRND ve RPF’nin birlikte güç sahibi olacağı bir geçiş hükümeti kurulması hususunda anlaştılar. Tam da “Barış ortamı sağlandı.” görüşlerinin hakim olduğu sıralarda, Aruşa Barış’ından 7 ay sonra, Uzlaşmanın daha maddeleri tam manasıyla belirlenmeden Habyarimana’nın uçağı düşürüldü ve öldürüldü. Bu durum gerginliğin bir anda artmasına ve Hutuların Habyarimana’nın uçağının düşürülmesinden Tutsileri sorumlu tutmasına kadar ilerledi.

Devlet Radyosundan Katliam Çağrısı

Yaşanan uçak düşürme olayından sonra Ruanda Devlet Radyosu’ndan Tutsileri kara böcek olarak tanımlayan ve öldürülmeleri gerektiği yönünde telkinlerde bulunulan yayınlar yapılmaya başladı. Hutu Milis Kuvvetleri (Interhamwe Milisleri) öncülüğünde Çin’den ithal edilen palalarla gerçekleştirilen ve tam 100 gün içerisinde 800.000’den fazla insanın hayatını kaybedeceği bu soykırım, bizzat devlet destekli, Batı görmezden gelişi ve sömürgeci anlayışın ürünü olarak tarihte yerini aldı.

Resim6: Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame

Olayların ardından 4 Temmuz 1994 tarihinde Ruanda’nın başkenti Kigali’yi, Ruanda Yurtsever Ordusu kuvvetleri aldı. Soykırımı yapan sözde geçiş hükümeti yetkilileri, Interhamwe Milisleri ve diğer silahlı gruplar komşu ülkeler Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne ve Tanzanya’ya kaçtı. RPF lideri Paul Kagame ülkede kontrolü sağlayarak 2000 yılından bu yana devlet başkanlığı görevini yürütmektedir.

 


Rakamlarla Ruanda Soykırımı

Ruanda Soykırımı’nın 22. yıldönümünde Ruanda’nın Ankara Büyükelçisi Williams Nkrunziza’nın yaptığı konuşmada belirttiği rakamlar, soykırımla alakalı en net veriler olarak tanımlanabilir. Nkrunziza’nın verdiği bilgilere göre Ruanda hükümetinin kurduğu Gaçaça Adalet Sistemi (On yıl kadar yürürlükte olup 2012 yılında sona erdi.) kapsamında;

Onbir bin yerel mahkeme tesis edildi.
Yüzaltmış bin yerel hakim görev aldı.
Yaklaşık iki milyon kişi dinlendi.
Dörtyüz binden fazla mahkumiyet verildi.
Altmış milyon sayfa mahkeme kaydı oluşturuldu.

Yapılan bu çalışmalar neticesinde ise çarpıcı rakamlar elde edildi. İşte orakamlar;

1.047.017 kişi öldürülmüştür.
Ödülürülenlerin 934.128’i Tutsi’dir.
Bu rakam toplam ölümlerin %93,6’sını oluşturmaktadır.
Ölümlerin %59,3’ü açık alanda, %12’si kiliselerde gerçekleşmiştir.
Öldürülenlerin %53,8’i 0-24 yaş arası çocuklardır.
Öldürülenler 527 toplu mezar, nehir ve göllere atılmıştır.


AnalizPortal Özel Analizi

Ruanda Soykırımı ile alakalı bu yazıyı sizler için hazırlarken gördük ki Uluslararası arenada yaşananlarla alakalı hiçbir tedbir alınmamış ve hatta bizzat bu katliamı destekleyen ülkeler olmuş. Bu yüzden yazımızda BM (eski adıyla Milletler Cemiyeti)’nin etkisiz kalması, 10 adet BM askerinin öldürülmesi sonucu BM askerlerinin Ruanda’yı terketmesi gibi detayları paylaşmadık. Artık çok iyi biliyoruz ve eminiz ki Bosna Katliamı sırasında BM Barış Gücü Askerleri tarafından Sırplara teslim edilen müslümanlar dahil olmak üzere dünya üzerinde zulme uğramış masum insanların hiçbir zaman yanında yer almamış bu uluslararası örgüt, taraflı ve ayrımcı karar mekanizması, büyük devlet yancısı politikaları ve etkisiz teşkilat yapısıyla dünya üzerinde iyi olarak nitelendirilebilecek hiçbir adım atamayacak haldedir.


 Ruanda Soykırımı ile alakalı hazırlanmış kısa belgesel


 

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın