Kendisini yıllarca Nicolas Cage sesiyle bildik ve dinledik. Peki, bu sesin kime ait olduğunu hiç merak ettiniz mi? İşte o ses! Uğur Taşdemir.

 

1- Sizi ilk olarak sanata yönlendiren istek ne oldu? Aile mi, arkadaş çevresi mi yoksa kişisel istek mi?Tamamen tesadüf. Ben istanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü mezunuyum. Üniversite yıllarında sosyalleşmek için okulda var olan bir kafeteryaya giderdik. Burada amatör tiyatro toplulukları prova yaparlardı. Bir gün bu kafeteryadayız, içerden değişik sesler gelmeye başladı. Bağırışlar, çağırışlar, haykırışlar, çığlıklar, gülmeler… Tabii ki merak ettim ve kapıya yöneldim. Kapıya uzandım, kolumdan tutup beni içeri çektiler. Amatör tiyatro topluluğuymuş, ben yaşlarda bir oyuncuya ihtiyaçları varmış. O zamanlar 21 ya da en fazla 22 yaşındaydım. Üniversite okuyordum. Üçüncü sınıftaydım. Okul bir yandan devam ediyordu ama böyle bir şeye denk gelince birdenbire o büyülü ortamdan çok etkilendim. Kızlı erkekli bir ortamda eğleniyorsun, başka bir boyuta geçiyorsun. Ve şunu düşünüyorsun: İlerde ben de oynayacağım, üzerine de para verecekler. O zamanlar karar verdim, dedim “ben bu işi yapacağım”. Kendimi geliştirmeye başladım, kitaplar almaya başladım, konservatuara gitmeye başladım. Bir sezon boyunca gözlemci öğrenci olarak derslere katıldım. Pratik anlamında kendi öğrencileri olmadığım için bilfiil katılım sağlayamadım ama nasıl yapılması gerektiğine ilişkin notlarımı aldım, onların üzerine çalıştım ve kendimi geliştirmeye başladım.

2- Seslendirme sanatçısı olmak için ses güzelliği yeterli midir? Yani sesin kulağa hoş
gelmesi yeterli olabilir mi?

Ses güzelliği diye bi şey yok, sesini doğru kullanmak vardır. Sesi çok güzel olabilir insanın ama kullanmasını bilmiyorsa kulağı tırmayalan bir ses haline gelebilir. İnsanoğlu doğru nefes almayı zamanla unutuyor. İlk doğduğunda bebeklerin popolorına vurduklarında çığlık çığlığa ağlar. Sesi kısılır mı, kısılmaz. Çünkü insanoğlu doğduğunda doğru nefes alır. Doğru nefes almak demek, diyaframdan nefes almak demektir. Diyaframdan nefes alacaksın, tüm enstürmanların hakkını vereceksin, dudak tembelliğin olmayacak. Birtakım eğitimler var, bunun üzerine gideceksin ve sesini eğiteceksin. Sesinin farkına varacaksın, sesin aralıklarını belirleyeceksin. Ses güzelliği bir şey ifade etmez.

3- Seslendirme sanatçısı olmak isteyenler için tiyatro geçmişi olmak zorunda mıdır?

Değildir ama olsa iyi olur. Çünkü işimizin evrensel adı voice acting, ses oyuncluğu, seslendirme oyunculuğu, mikrofon oyunculuğu. Biz mikrofonumuzla aktöre eşlik ediyoruz, oyununa eşlik ediyoruz ve tavrını yakalamaya çalışıyoruz. %95 oranında yakaladığımız oluyor. Ancak tamamen olamaz. Fakat o işi seyredilir hale getiriyoruz. Sanki o iş Türkçeymiş gibi hal alıyor. Oyunundan uzaklaşmadan, oyunu düşürmeden, oyununu yükseltmeden. Neyse
o, ona sadık kalarak.


4- Gözünüzle bir yandan canlandırdığınız karakterin beden dili ve dudak takibini yaparken bir yandan da önünüzdeki metnin Türkçe akışını kurguluyorsunuz. Kulakla yabancı bir dildeki uyumu sağlarken Türkçe metnin uyumunu da kontrol ediyorsunuz. Tüm bunları eşzamanlı nasıl yapıyorsunuz?

Biz çok komplike bir iş yapıyoruz. Stüdyoya giriyoruz, kulaklığı takıyoruz, önümüzde bir monitör var, karşıda bir ekran var. Monitörde seslendireceğimiz sanatçı var, elimizde de senaryo/text var. Kararkterin konuşacağını göz ucuyla kontrol ediyorsun. Ekrana bakıyorsun. Kulağına aktörün sesi geliyor. Aktörün sesi bize klavuz oluyor. Aktörün sesinden oyunu yakalamaya çalışıyoruz. Dediğim gibi komplike bir iş, üçünü, dördünü aynada yapıyoruz.
İnanılmaz bir şeyle uğraşıyoruz. Neden inanılmaz? Aktör altı hafta boyunca hazırlanmış ve altı ay sürmüş o projenin çekilmesi. Önce okuma provalarına gitmiş, sonra setlere gitmiş, gece gündüz çalışmış. Altı hafta sonra o film vizyona giriyor. Ve bizim önümüze geliyor. Aktörün o süreçte yaşadıklarını biz yaklaşık iki saatte hayata geçiriyoruz, Türkçeleştiriyoruz. Onun oyununu yakalamaya çalışıyoruz. Hakkaten ustalık isteyen bir şey ve biz işimizi çok iyi
yapıyoruz. Sanat mı yoksa zanaat mı, zanaat bizim işimiz. Sanat olamaz, çünkü sanat yoktan var edilen bir şeydir, bir performanstır. Biz var olan bir şeyi seyredilir hale getiriyoruz.

5- Haftada kaç gün, günde kaç saat kayıtta kalıyorsunuz? Zihin yorgunluğu kaç saatten sonra kendini belli ediyor?

Eskiden sabah 10’da giriyorduk, gece ikilere üçlere kadar, günde 20-25 parça iş alıyorduk. Bunların içinde çizgi filmler, sinema filmleri, eserler vardı. Biri bitiyordu, diğeri başlıyordu. Yayına yetiştirmek durumundaydık. Stüdyo sayısı azdı, iki tane stüdyo vardı. Bu şekilde yoğun tempoda çalışıyorduk ve iyi paralar kazandığımızı sanıyorduk. Halbuki sürümden kazanıyormuşuz. Yine parça başı ücret düşükmüş, ancak cebimize para giriyormuş. Günümüze gelirsek stüdyo sayısı 22 oldu. Her stüdyoyla çalışma imkanın olmaz zamanın olmaz. En fazla stüdyoyla çalışabileceğin sayı dört ya da beş. Haliyle pasta küçüldü, kazanç bölüşüldü, sürüm anlayışından uzaklaşıldı. Daha az iş yapıyoruz, daha az kazanıyoruz. Sektör çalışanları olarak ciddi anlamda fakirleştik. Ha yorgunlukta ise herhangi bir yorgunluk işimizi severek yaptığımız için olmuyor. Bazen Eddie Murphy ya da Woody Allen konuştuğunda bir yorgunluk olabiliyor. Hızlı konuştukları ve özellikle Eddie Murphy Beyefendi (güler) çok sık güldüğü için çok sık diyaframdan nefes alıyoruz. Stüdyodan çıktığımda şakaklarımın ağrıdığını bilirim. Ancak işimizi severek yaptığımız için de bunu yorgunluk olarak addetmiyorum. Onun dışında Discovery’de bir belsegel var. Oradaki hem arkeolojik terimler var onlara dikkat etmek gerekiyor. Bazı hallerde de düzeltmek gerekiyor. Ona eşlik ediyor olmak da yorucu olabiliyor.

6- İstediğiniz seslendirmeleri belirlerken tercih yoluyla seçme imkanınız oluyor mu?

Olmuyor, öyle bir şey yok. İnşaat işçiliğine benzetiyorum. İnşaatta tuğlaları taşırlar ya biz de o kelimeleri taşıyoruz ve ağıza yerleştiriyoruz. Konuştuğumuzun bir önemi yok, neyi konuştuğumuzun bir önemi yok, bize ne verilirse ne konuşmamız istenirse stüdyoya gireriz. Öyle bir iş seçme durumumuz yok. Belgesel de konuşuruz, aktörlerin çok iyi oynadığı bir sinema filmi de konuşabiliriz, çok kötü bir siyah beyaz film de konuşabiliriz. İş seçme sansımız yok. O bizim işimizin bir parçası. Mesleğin sıkıntılarından biri de çeviridir. Kötü bir çeviriyle karşılaşırsan onu düzelteceksin, oldukça emek sarf edeceksin. Bunlar yoran tarafları. Ama o iş bir şekilde yetiştirilecek. Neler konuşmadım ki. Bi dönemler Cine 5 te tutti fruttiler vardı, kırmızı noktaları filmler konuştum, erotik filmler konuştum. “Ben bunu konuşmam” demedik. Her şeyi konuşuyoruz. Mümkün olduğu kadar doğru aktarmaya ve doğru Türkçeyle aktarmaya çalışıyoruz. Öyle bir misyonumuz var. Kültür Bakanlığı bu konuda bize ilgisiz. Bu konuya sahip çıkması lazım. Çocuklarımız Türkçe’yi ilk bizden duyuyor. Mesela Fransa’da tüm Hollywood Filmleri Fransızca dublajlı olarak yayınlanır.

7- Sizi en çok mutlu eden seslendirme hangisi oldu?

Lord of war, Nicolas Cage. Zaten onunla özdeşleşen ses ben oldum. Tek sesiyim. Onunla birlikte büyüdüm, gençliğinden beri onu ben taşıdım. Amerikada torpilli olduğu için sürekli oyunculuk metodları geliştirmiş değişik şeyler denemiş. Olmadık yerlerde nidalar ve denemeler. Son zamanlarda oynadığı filmler rezalet, paraya ihtiyacı var galiba. Türkiye’ye geldiğinde görüşmek istedim ancak ayarlayamadık, olmadı. Ama İstanbul’a geldiğinde basın toplantısı yaptı, benden bahsetti. Youtube’da girin Nicolas Cage basın toplantısı yazın, o videoyu mutlaka seyredin. (güler)

8- Çeviriden sonra seslendirme konusunda bir seslendirme sanatçısının nelere
dikkat edilmesi lazım?

Türkçe’ye, çeviriye, aktörün oyununun üstüne çıkmayacağız, altına inmeyeceğiz, o tavrı yakalamaya çalışacağız. Doğru Türkçe kullancağız. Özellikle çocuklarımıza yapılan işlerde doğru Türkçe kullanacağız. Başka dikkat edilmesi gereken o kadar çok şey var ki.

Alakalı Yazı

0 Yorumlar

Bir Cevap Yazın